1.500.000 'DAN FAZLA KELİME İÇEREN TÜRKİYENİN EN KAPSAMLI SÖZLÜĞÜNE HOŞ GELDİNİZ. أَهْلاً و سَهْلاً بِكُمْ فِي مَوْقعِنَا المَوَارِد أَوَّلُ مُعْجَمٍ عَرَبِيٍّ تُرْكِيٍّ و تُرْكِيٍّ عَرَبِيٍّ حَيٍّ رَقَمِيٍّ عَالَمِيٍّ فَوْريٍّ عَصْرِيٍّ يَشمِلُ أَزْيَدَ مِنْ 1.500.000 كَلِمَة عَرَبِيَّةِ تُرْكِية و مُصْطَلَحَات و تَعَابِير شَتَّي
ElmaWarid müstebit,diktatör,otokrat,tiran,işi kendi kendinden durdurucu,başlı başına olan,belli başlı,despot,müstakil,yalınız bir işle meşğül olup onu bitirmedikçe terk etmeyen kelimesinin anlamı ElmaWarid
Orjinal Metin Anlam
müstebit,diktatör,otokrat,tiran,işi kendi kendinden durdurucu,başlı başına olan,belli başlı,despot,müstakil,yalınız bir işle meşğül olup onu bitirmedikçe terk etmeyen مُسْتَبِدٌّ (ج) مُسْتَبِدُّون ، طَاغِيَةٌ
Benzer Kelimeler
Orjinal Metin Anlam
müstebit,diktatör,otokrat,tiran,işi kendi kendinden durdurucu,başlı başına olan,belli başlı,despot,müstakil,yalınız bir işle meşğül olup onu bitirmedikçe terk etmeyenمُسْتَبِدٌّ (ج) مُسْتَبِدُّون ، طَاغِيَةٌ
azgın,gaddar müstebit,inatçı,şeytan,yıldırım,diktatör,tiran,gaddar müstebit,inatçı,zalimطَاغِيَةٌ (ج) طَوَاغ
otokrat,diktatörأُوتُوقْرَاطيٌّ
otokrat,müstebit,mutlak hakim,Allahحَاكِمٌ مُطْلَقٌ
adam müstebit,despot,tiran olduإِسْتَبَدَّ الرَّجُلُ : كَانَ مُسْتَبِدًّا
azgın adam,zalim,cebbar,zorba,tiran,müstebit,hükümdar,gaddarطَاغِي (ج) طُغَاةٌ
otokratأُوتُوقْرَاطِيٌّ (ج) أُتُوقْرَاطِيُّون (يُو) : الحَاكِمُ الفَرْدُ المُطْلَقُ
otokrat (in)حاكم مطلق ، مستبدّ
otokrat kadın,otokrasiأُوتُوقْرَاطِيَّةٌ (ج) أُوتُقْرَاطِيَّاتٌ : الحُكْمُ الفَرْدِيُّ المُطْلَقُ ، إِسْتِبْدَادٌ
diktatörدِكْتَاتُورٌ (م) دِكْتَاتُورَةٌ
diktatörآمِرٌ نَاهِيٌ
Tiranتِيرَانَا : عاصمة ألبانيا
askeri diktatörالدكتاتور، المستبد العسكري
kahrolsun diktatör !يَسْقُطْ الدِّكْتَاتُورُ
diktatör hükümetحُكُومَةٌ دِكْتَاتُورِيَّةٌ
bizzat,zatında,kendi,kendi kendine,kendisi,kendi ve nefsi,kendi ve zatıبِنَفْسِهِ
kendi dediğini etmek,kendi fikrine uymakإِسْتَقَنَّ : إِستِقْنَاناً
kendi dediğini etmek,kendi fikrine uymakإِسْتَقَنَّ : إِستِقْنَاناً بِ
insanların dilencilikten kurtulmak için kendi malını kendi hala hayattan iken evladına vermek,girdirmek,ithal etmek,sokmak,sokuşturmakتَوْلِيجٌ (ج) تَوْلِيجَاتٌ
intihar,kendi canına kıymak,kendi kendini öldürmek,intihar etmek,kendi kendini öldürmekإِنْتِحَارٌ (ج) إِنْتِحَارَاتٌ و يَقُولُ الكُرْدُ
Kendi ayıbını gören başkasının ayıbına bakmaz,kendi gözündeki dikeni görmezde alemin gözündeki çöp görürمن أبصر عيوب نفسه إشتغل عن عيب غيره
kendi kendi ile iş durgurmak,kendisi için işe durmak,göstermek,göstermek istemekإِسْتَبْدَي : إِسْتِبْدَاءً
insanların dilencilikten kurtulmak için kendi malını kendi hala hayattan iken evladına vermek,girdirmek,ithal etmek,sokmak,sokuşturmak,aslı yoktan yapmak,ısmarlamakوَلَّجَ: تَوْلِيجاً
kendi söyler kendi anlarالمعني في بطن القائل ، المعني في بطن الشّاعر
kendi göbeğini kendi kesmekقَطَعَ سُرَّتَهُ بِنَفْسِهِ
kendi gmleği kendi biçtiفَصَّلَ قَمِيصَهُ بِنَفْسِهِ
kendi yemeğini kendi pişiriyorيطبخ طعام نفسه بنفسه
kendi göbeğini kendi bağladıرَبَطَ صُرَّتَهُ بِنَفْسِهِ
terzi kendi dikişini dikemez,terzi kendi söküğünü dikmez (at,s)الخيّاط لا يقدر أن يخيط ثياب نفسه ، الحائك عريان و السكاف حفيان
kendi başına,başlı başına,başıyla kendi başına,bağımsız olarak,ayrıca,Kürtçe bi serixwe derlerبِرَأْسِهِ
baygınlık,bayılmak,kendinden geçmek,kendinden uğunmak,ussu gitmekغَشْيٌ : غُشْيٌ : مُوتَةٌ
a) iki kelimeyi birbirine bağladığı zaman kendinden önceki ifade olumsuz (menfi) veya olumsuz emir (nehy) ise lakin manasında olur ve önceki ibareyi olduğu gibi bırakır ve onun (zıddı) karşıtı olan bir manayı da kendinden sonrakine.Meslaمَا أَحْمَدُ تَاجِرٌ بَلْ صَانِعٌAhmet tacir değil,lakin sanatkardır
iftira,karalamak,leke atmak,çamur atmak,kendinden yalan söz türetmek,kürk giymek,yalan atmak,kendinden kendiliğinden yalan söz türetmek,birinin hakkında yalan peyda etmek,yalanla birine cünha ve meayip isnat etmekإِفْتِرَاءٌ (ج) إِفْتِرَاءَاتٌ
kendindenمن ذاته
kendinden geçmekتحيير ، توليه ، إيلاه ، إغماء
kendinden şiir söylediأَنْشَأَ شِعْراً : إِخْتَرَعَهُ
kendinden gönül iğrenirمكروه ، منفور
kendinden oynar kuklaداح متحرك بنفسه
kendinden önceki ileبِما قَبْلَهَا
kendinden sonraki ileبِمَا بَعْدَهَا
kendinden özür getirdiأَعْذرَ مِنْ نَفْسِهِ : أَتَي بِمَا يُعَذَّرُ عَلَيْهِ
kendinden yalan düzüp söylemekإِخْتَلَقَ : إِخْتِلاَقاً
zayıf,kendinden su sızan dağوَاشِلٌ
kendinden razı ve hoşnut eylemekإِسْتِعْتَابٌ (ج) إِسْتِعْتَابَاتٌ
kendinden halkı bıktıran,bezdiren kimseأَجُومٌ
müstebit,diktatör,otokrat,tiran,işi kendi kendinden durdurucu,başlı başına olan,belli başlı,despot,müstakil,yalınız bir işle meşğül olup onu bitirmedikçe terk etmeyenمُسْتَبِدٌّ (ج) مُسْتَبِدُّون ، طَاغِيَةٌ
ufak başlı,küçük başlı,ince başlı ve boyunlu kimseأَصعَلُ ، صَعْلٌ
ufak başlı,küçük başlı,ince başlı ve boyunlu kimseصَعْلٌ : أَصْعَلُ
iri başlı adam,büyük başlı kişi,asalak,tufeyli,dalkavuk kimseقِرْوَاشٌ
duran , durdurucu , vakıf edici, ayakta olan, hareket etmeyen, oturmayandikilen,وَاقِفٌ : منتصب ضد جالس و متحرك
ince başlı ve boyunlu olan kimse,küçürek başlı kimseأَصْعَلُ (ج) صُعْلٌ (م) صَعْلاَءُ : مَنْ كَانَ دَقِيقَ الرَّأْسِ و العُنُقِ ، صَغِيرُ الرَّأْسِ
afife ve ağır başlı bir hatun,iffetli ve ağır başlı kadınإِمْرَأَةٌ حَصَانٌ رَزَانٌ
cest ve hafif be çalak adam,cüret ve ikdam sahibi kişi,kısa boylu kimse,yassı başlı hurda cüsseli,cürra kimse,büyük başlı kimse,dişi kurtسَنْدَأَوه
cest ve hafif ve çalak adam,cüret ve ikdam sahibi kişi, kısa boylu kimse,yassı başlı hurda cüsseli,cürra kimse,büyük başlı kimse,dişikurtسَنْدٌ (ج) سَنْدَأَوُون
başının önü daz olan kimse,dazlak,başının önündeki saçı dökülmüş olan,başının tepesinde ve önünde saç olmayan,kel başlı kimse,küçürek başlı,cilalı mızrak,parlak ve düz şeyأَصْلَعُ (ج) صُلْعٌ و صُلْعَان (م) صَلْعَاءُ : مَنْ سَقَطَ شَعْرُ مُقَدَّمِ رَأْسِهِ ، صَغِيرُ الرَّاْسِ
işte ve görüşte tek başına kalmak,olmak,bağımsız ve başlı başına olmak,keyfe göre idare etmek,despotizm,istipdat,müstakil ve başlı başına olmak,despotluk,baskı,zülüm,keyfi hareket,gaddarlık,tiranlıkإِسْتِبْدَادٌ (ج) إِسْتِبْدَادَاتٌ : إِنْفِرَادٌ بالرَّأْيِ و الأَمْرِ
krallıkülke,memleket,ülke,illik,devlet,imparatorluk,alem,nesne sahibi olmak ve başlı başına dilediğini işlemek,krallık,nesne sahibi olmak ve başlı başına dilediğini işlemekمَمْلَكَةٌ (ج) مَمَالِكُ
başlıذو رأس ، له رأس ، مروس ، رئيسي ، أصلي ، مجمم
başlıذو رأس ، مروّس ، أهمّ ، ألزم، متحيز ، متميز
başlıذُو رَأْسٍ
kendi başına,başlı başına,başıyla kendi başına,bağımsız olarak,ayrıca,Kürtçe bi serixwe derlerبِرَأْسِهِ
kendi başına,başlı başına,başıyla kendi başına,bağımsız olarak,ayrıcaبِرَأْسِهِ
yalnız başına olmak,tek başına olmak,münferit olmak,münferit olmak,yalnız başına,münferinden kalmak,ayrı ve tek olmak,ayrılmak,ayrılanmak,bir nesneyi yalnız başına yapmak,kimse yanında olmamak,,ylnız meşgül olmakإِنْفَرَدَ : إِنْفِرَاداً بِ
yalnız başına olmak,yalnız başına,münferinden kalmak,münferit olmak,ayrı ve tek olmak,ayrılmak,ayrılanmak,bir nesneyi yalnız başına yapmakإِنْفَرَدَ : إِنْفِرَاداً بِ
başkan tek başına,yalnız başına kararları aldıإِنْفَرَدَ الرَّئيسُ بإتِّخَاذِ القرارات
işte ve görüşte tek başına kalmak,olmak,bağımsız ve başlı başına olmak,keyfe göre idare etmek,despotizm,istipdat,müstakil ve başlı başına olmak,despotluk,baskı,zülüm,keyfi hareket,gaddarlık,tiranlıkإِسْتِبْدَادٌ (ج) إِسْتِبْدَادَاتٌ : إِنْفِرَادٌ بالرَّأْيِ و الأَمْرِ
işinde tek başına,yalnız başına kaldıإِسْتَقَلَّ فِي عَمَلِهِ : إِنْفَرَدَ
onunla tek başına yalnız başına olduإِسْتَخْلَي بِالشَّيْئِ : إِسْتَقَلَّ و إِنْفرَدَ بِه
esvabını başına bürüdü,kaftanını başına çektiإِسْتَغْشَي ثِيَابَهُ
işi tek başına,yalnız başına yaptıإِنْفَرَدَ بِالأَمْرِ : عَمَلَهُ وَحْدَهُ ولَمْ يُشْرِكْ مَعَهُ أَحَداً
adam işinde yalnız başına kalıp ona güç ve takat eyledi,tek başına işi yaptıإِسْتَرْبَعَ الرَّجُلُ بِعَمَلِهِ : إِسْتَقَلَّ بِهِ و قَوِيَ عَلَيْهِ
kendi başına,yalnız başına bıraktıتَرَكَهُ وشَأَنْهُ
kadın başına örtü,dülbent sarmak,kadın başına çarpma,bez ve derincek bağlamakأَعْجَرَ : إِعْجَاراً
bir işte bağımsız ve başlı başına olmak,müstakil olmak,yalınız ve tek başına olmak,kalmak,yalınız başına hüküm etmek,despotluk etmek,diktatörlük etmek,kimseye tanışmaksızın kendi görüşüyle hareket etmek,kendi bildiğine gitmek,bildiğinden şaşmak,kimsenin sإِسْتَبَدَّ : إِسْتِبْدَاداً بِ
yazık sana,göreceksin,başına bela bul,varacağın yer cehennemdir,sakın aklını başına al,akıl ol yoksa gibi tehdit makamında kullanılan bir deyimdirأَوْلي لَكَ ! كَلِمَةُ التَّهْدِيدِ ، وَيْلٌ لَكَ !
açık,belli,ayrılmış,ayrılan,boşanmış karı,ayrı,münfasıl,başka olan,aşikar ve zahir olan,belli,açık,ayrı,vazıh hayvanın solunda durup sütünü sağan,kirişten uzak meydanlı ok,derin ve ağzı geniş kuyuبَائِنٌ و يقال قوس بائن و بائنة و بئر بائن اي واسعة الفهم
görünen,görünür,görülür,gözüken,beliren,baş gösteren,çıkan,açık,gözle görülebilir,zahir,meydanda olan,ortada olan,belli,parlak,aşikar,arka çıkan,yardımcı,ayan,muzaffer,Allah,zahir ve galip olan,açık,dış,zahir,aşikar,gizli olmayan,görünen,bir şeyin tersi,parlak,bedid,görünen ,görünür,görülür, gözüken ,çıkan .açık,gözle görülebilir, zahir, meydanda olan ,ortada olan ,belli ,muzaffer,belli,görünürde,göz önünde,gözle görülürظَاهِرٌ ، مَرْئِيٌّ ، مَنْظُورٌ و فِي القُرْآنِ الكَرِيمِ
vazıh,açık,rüşen,celi,parlak,aşikar,belli,aşikar olan,belliجَلِيٌّ : وَاضِحٌ
ünlü,maşhur,ismi yaygın olan,belli başlı,şöhretli,namdar olan,iviciشَهِيرٌ : مشهور
açık,belli,aşikar,vazıh,zahir,görünen,ayrılan,ayırıcı,iftirak eden,talakı bain ile kocasından ayrılan kadın,ayrı,ayrılmış,boşanmış karı,ayrı,münfasıl,başka olan,aşikar ve zahir olan,belli,vazıh hayvanın solunda durup sütünü sağan,kirişten uzak meydanlı ok,derin ve ağzı geniş kuyuبَائِنٌ : وَاضِحٌ ، إِمْرَأَةٌ مُنْفَصِلَةٌ عَنْ زَوْجِهَا بِطَلاَقٌ وقوس بائن و بائنة و بئر بائن اي واسعة الفهم
apacık,aşikar,zahir,ruşen,vazıh,besbelli,belli,aşikare,rüşen,vazıh,açık,belli,açık olan,fasih,fesahatle meramını ifade edenبَيِّنٌ (ج) أَبْيِنَاءُ وأَبْيَانٌ و بُيَنَاءُ ظَاهِرٌ ، وَاضِحٌ ، فَصيحٌ و يقال أمر بَيِّنٌ، و فِي الحَدِيثِ "إِنَّ الْحَلَالَ بَيِّنٌ وَإِنَّ الْحَرَامَ بَيِّنٌ، وَبَيْنَهُمَا مُشْتَبِهَاتٌ لَا يَعْلَمُهُنَّ كَثِيرٌ مِنَ النَّاسِ، فَمَنِ اتَّقَى الشُّبُهَاتِ اسْتَبْرَأَ لِدِينِهِ وَعِرْضِهِ، وَمَنْ وَقَعَ فِي الشُّبُهَاتِ وَقَعَ فِي الْحَرَامِ، كَالرَّاعِي يَرْعَى حَوْلَ الْحِمَى يُوشِكُ أَنْ يَرْتَعَ فِيهِ، أَلَا وَإِنَّ لِكُلِّ مَلِكٍ حِمًى، أَلَا وَإِنَّ حِمَى اللَّهِ مَحَارِمُهُ " و فِي المَثَلِ " كَلاَمٌ لَيِّنٌ و ظُلْمٌ بَيِّنٌ "
açık,aşikar,vazıh,belli,net,sarih,zahir,aydın,açık,ayan,aşikar olan,vazıh,belli,sarih,zahir,aydın,rüşen,aşikare,açık olan,beyazımsı deveوَاضِحٌ : جَلِيٌ
belli olan yolشَرَكُ الطَّرِيٌقِ
bağımsız,belli başlı,yalnız olan,bağımsız olan,serbest,müstakilمُسْتَقِلٌّ (ج) مُسْتَقِلُّون
açıklama,beyan,beyanname,bilgi,bildiri,bildirge,ifade,demeç,bildirge,söz,belli olmak,belli etmek,anlatış,izah,dekalarasyon,tavzih,grafik,belağat,fesahat,aşikar,aşikar olmak,vazıh ve aşikare kılmak,ifade edip anlatmak,belli olmak,belli etmek,açmak,bir davayı ispata yarayan deliller ve saire kanıtlar,açıklamak,belli olmak,belli etmek,fasahat,zuhur,güzelce ifade etmek,hüccet,delil,bürhan,prof,açık söylemek,ifade edip anlatmak,dilde cereyan eden,grafi,piyanoبَيَانٌ (ج) بَيَانَاتٌ : إظهار ، تَوْضِيحٌ ، حُجَّةٌ ، مَنْطِقٌ فَصِيحٌ ، الكَلاَمُ الّذِي يَكْشِفُ عَنِ المَقْصُودِ بِأَبْلَغَ لَفْظٍ ، بَيَانُو ، نَشْرَةٌ إِيْضَاحِيَّةٌ تُصْدِرِهَا الحُكُومَةُ أو المُؤَسَّسَاتُ ، وقيل البيان الكتابة و الخط بالقلم كقوله تعالي عَلَّمَ البَيَانَ و في الحَدِيثِ
yolun belli olan ortası,sırtıثَكَمٌ ، ثُكَمٌ (و) ثَُكَمَةٌ و يقال أخذ ثَكَمَ الطَّرِيقِ
en önce zahir,belli olanبَدَاوَةٌ
yolun belli olan ortası,sırtısıثُكْمَةٌ : ثَكَمٌ ، ثُكَمٌ
karnı boşalıp arık ve zayıf olan,bir deri bir kemik olan,zebun,ince belli,ince karınlı,çiti pitiضَامِرٌ (ج) ضَوَامِرُ ، نَحِيفٌ
açıklama,beyan,beyanname,bilgi,bildiri,ifade,demeç,bildirge,söz,belli olmak,belli etmek,anlatış,izah,dekalarasyon,tavzih,grafik,belağat,fesahat,aşikar,aşikar olmak,vazıh ve aşikare kılmak,ifade edip anlatmak,belli olmak,belli etmek,açmak,bir davayı ispata yarayan edille ve saire,maksadı güzel ifade ediş,sarfta idğamın aksiبَيَانٌ (ج) بَيَانَاتٌ : إظهار ، تَوْضِيحٌ وقيل البيان الكتابة و الخط بالقلم كقوله تعالي عَلَّمَ البَيَانَ و في القرآن الكريم
müstebit,diktatör,otokrat,tiran,işi kendi kendinden durdurucu,başlı başına olan,belli başlı,despot,müstakil,yalınız bir işle meşğül olup onu bitirmedikçe terk etmeyenمُسْتَبِدٌّ (ج) مُسْتَبِدُّون ، طَاغِيَةٌ
bir işte bağımsız ve başlı başına olmak,müstakil olmak,yalınız ve tek başına olmak,kalmak,yalınız başına hüküm etmek,despotluk etmek,diktatörlük etmek,kimseye tanışmaksızın kendi görüşüyle hareket etmek,kendi bildiğine gitmek,bildiğinden şaşmak,kimsenin sإِسْتَبَدَّ : إِسْتِبْدَاداً بِ
işte ve görüşte tek başına kalmak,olmak,bağımsız ve başlı başına olmak,keyfe göre idare etmek,despotizm,istipdat,müstakil ve başlı başına olmak,despotluk,baskı,zülüm,keyfi hareket,gaddarlık,tiranlıkإِسْتِبْدَادٌ (ج) إِسْتِبْدَادَاتٌ : إِنْفِرَادٌ بالرَّأْيِ و الأَمْرِ
tabi olmayıp başlı başlına olmak,azad etmek,kendi başına olmak,yalnız olmak,bağımsız olmak,bağımsızlık,istiklal,hürriyet,serbestlik,az bulmak,saymak,az görmek,müstakil olmak,araca binmek,az görmek,az bulmak,saymak,müstakil olmakإِسْتِقْلاَلٌ (ج) إِسْتِقْلاَلاَتٌ : حُرِّيّةٌ
bir adam bir işinde başlı başına mustakil olmakتَفَذَّبَ : تَفَذُّباً
bir adam bir işinde başlı başına mustakil olmakتَفَذُّذٌ (ج) تَفذُّذَاتٌ
bağımsız,belli başlı,yalnız olan,bağımsız olan,serbest,müstakilمُسْتَقِلٌّ (ج) مُسْتَقِلُّون
ufak başlı,küçük başlı,ince başlı ve boyunlu kimseصَعْلٌ : أَصْعَلُ
ufak başlı,küçük başlı,ince başlı ve boyunlu kimseأَصعَلُ ، صَعْلٌ
Şia,kişinin etba ve ensarı,yardımcısı,başlı başına olan münferit,sınıf,grup,taife,taraftar,yakınlar,kişinin etba ve ensarı,yardımcısı,başlı başına olan münferit,etbalar,bir kimsenin müttefik ve nasırı olan etba takımı ve müstakil olan insan fırkası ve Hz.Ali ve hanedanının muhip ve mihribanı olan cemaatki acem vilayetinde kesret üzere olurشِيْعَةٌ (ج) أَشْيَاعٌ و فِي القُرآنِ الكَرِيم
iri başlı adam,büyük başlı kişi,asalak,tufeyli,dalkavuk kimseقِرْوَاشٌ
memesi bağsız dişi deve,yularsız salma deve,damgası ve nişanesi olmayan deve,kimseye tabi olmayıp kendi başına müstakil olan adam, iş gücü olmayan, boş gezen serseri,başlı başına,hodser,işsiz güçsüz avare gezer olan,sopa ve kancası olmayan çoban,silahsız adamبَاهِلٌ (ج) بُهْلٌ و بُهُلٌ و يُقال ناقة باهِل و رجل باهِل و هو بَاهِل
bir olmak,yalınız tek başına olmak,yalınız kalmakوَحَدَ ـِـ وَحْداً و وَحْدَةً و حِدَةً و وُحُوداً
despot (yun)مطران ،طاغية ، غشوم ، عاتٍ ، مستبد، ظالم
memesi bağsız dişi deve,yularsız salma deve,damgası ve nişanesi olmayan deve,kimseye tabi olmayıp kendi başına müstakil olan adam, iş gücü olmayan, boş gezen serseri,başlı başına,başıbaşına gezen,dolaşan,hodser,işsiz güçsüz avare gezer olan,sopa ve kancası olmayan çoban,silahsız adamبَاهِلٌ (ج) بُهْلٌ و بُهُلٌ ، مُتَرَدِّدٌ بِلاَ عَمَلٍ ، رَاعِيٌ بِلاَ عَصَا ، الّذِي لاَ سِلاَحَ مَعَهُ ، و يُقال ناقة باهِل و رجل باهِل و هو بَاهِل
boyunduruğa koşturmak,bir şeyi bir şeye yanaştırıp bitiştirmek,birbirine çatmak,bir araya getirmek,ulaştırmak,bir nesneyi bir nesneye bağlamak,koşmak,yaklaştırmak,birleştirmek,satmak,çatık kaşlı olmakقَرَنَ ـِـ قَرْناً و قِرَاناً إِلَي ، بِ
niyet etmek,kastetmek,bir işten dönmek,sapmak,bir yerde durmak,oturmak,ikamet etmek,bir işe azm ve niyet etmek,bir kimsenin ihtiyacını gidermek,bir yerden bir yere gitmek,taşınmak,geçmek,intikal etmekإِنْتَوَي : إِنْتِوَاءً ، عَنْ ، هُ
bazı,bazısı,kimi,kimisi,birkaç,biraz,bir kısım,bir miktar,her nesne,bir parça,biri,cümlesi olmayıp içlerinden bir takım,bazı, kimi, bir kısım, bir miktar, bir parça , biraz,nın bazısı,dan beri,bir,birisi,bir anca,cüz,parça,pare,kısımبَعْضٌ ، البَعْضُ (ج) أَبْعَاضٌ ، الفَرْدُ مِنَ الشَّيْئ و فِي المَثَلِ
bir nesneyi bir nesneye bağlamak, bir adamı bir nesneden sarf ve tahvil etmekشَجِرٌ
önceller,selefler,bir veyahut bir makama önceden malik olanlar,eslaf,bir milletin veya bir kavmin geçmişleriأَسْلاَفٌ جَمْعُ سَلَفٍ
sözde ve lafta bir kimseye saldırmak,yüklenmek,bir kimseyi bir işe soydurup başka bir işle meşgul etmemekأَقْزَعَ : إِقْزَاعاً لِ، هُ
bir yerden bir yere ve bir şehirden bir şehire olan elçilikمُغَلْغَلَةٌ
bir rahip bir kilisede versiye bir kazakla güzel bir kadınla evlendiتَأَهَّلَ رَاهِبٌ بِكَنْزَةٍ بِنَسِيئَةٍ بَكَنِيسَةٍ فِي كَنِيسَةٍ
ağaçtan meyve toplarken yanlışlıkla yere duşenler,bir bölük,bir takım halk,parekende cemaat,dapğınık topluluk ,bir şeyin parçası,bir kıtasıبَقَطٌ و يقال جَاءَ بَقَطٌ مِنَ النَّاسِ اي طائفة و أخذ منه بَقَطاً اي قطعةً
ağaçtan meyve toplarken yanlışlıkla yere duşenler,bir bölük,bir takım halk,parekende cemaat,dapğınık topluluk ,bir şeyin parçası,bir kıtasıبَقَطٌ : مَايَسْقُطُ مِنَ التَّمْرِ عِنْدَ قَطْعِهِ ، جَمَاعَةٌ مُتَفَرِّقَةٌ ، مَاتَعُ البَيْتِ ، و يقال جَاءَ بَقَطٌ مِنَ النَّاسِ اي طائفة و أخذ منه بَقَطاً اي قطعةً
birkaç,kısım,küsür,kadar,bir nebze,bir gecenin bir bölüğü,bir miktarı,küsür,gecenin bir bölümü,geceden bir miktar,parça,üçten dokuza kadar olan sayılar,parça,pareبِضْعٌ ، بَضْعٌ : بِضْعَةٌ : بِصْعٌ و يقال مَضَي بَِضْعٌ مِنَ اللَّيْلِ
bir fersah bir mil bir ulak ve bir konak yürüdümسِرْتُ فَرْسَخاً و مِيلاً و بَرِيداً و منْزِلَةً
dünya bir köy vatan bir şehir şehir bir mahalle mahalle bir ev ve evde bir oda olduصَارَ العَالَمُ قَرْيَةً و الوَطَنُ مَدِيْنَةً و المَدِيْنَةُ حَيّاً و الحَيُّ بَيْتاً و البَيْتُ غُرْفَةً
a,e ye yazılmak,kendi kendine yazı,kitap yazmak,bir kişinin milli veya hayır bir projesini uygulayıp yerrine getirmesi için mal ve başka bir şeyle bağışta bulunması,bir kişinin bir meblağ para ve mal ile ticari bir projede katkıda bulunmasıإِكْتِتَابٌ (ج) إِكْتِتَابَاتٌ : تَبَرُّعُ المَرْءِ بِمَالٍ أَوْ غَيْرِهِ إِنْفَاذاً لِمَشْرُوعٍ وَطَنِيٍّ أوْ خَيْرِيٍّ ، إِسْهَامُ المَرْءِ بِمَبْلَغٍ مِنَ المَالِ فِي مَشْرُوعٍ تِجَارِيٍّ
bir şey yüksek olmak,bir yerden çıkıp başka bir yere gitmek,yükselmek,bir yerden başka bir yere çıkmak,gizlice seslenmek,gelmek,haber vermekنَبَأَ ـَـ نَبْأً و نَبَاَ و نُبُؤاً مِنْ
iş,kar,meşguliyet,çalışma,bir işle uğraşmak,insanı meşgun eden bir şey,iş,çalışma,bir işle uğraşmakشُغْلٌ (ج) أَشْغَالٌ و شُغُولٌ
işleفعلا ، مادّةً
yap,işle !إِفْعَلْ !
yap,işle !فَعَالِ : إِفْعَلْ !
hayır işle !اَلخَيْرَ : إِفْعَلْهُ
işle ilgilendiأَرَبَ بألأَمْرِ : إِهْتَمَّ بِهِ
gecelemek,geceyi geçirmek,geceleyin olmak,evlenmek,evlendirmek,bir yerde geceyi geçirmek,gece bir işle meşgul olmak,geceleyin bir iş işlemek,gece vakti iş işlemek,geceyi bir işle geçirmek,bir işi gece yapmak,yatmak,konmak,konaklamak,tünemek,durmak,bulunmak,kalmak,ekmek vesaire bayat olmakبَاتَ ـَِـ بَيْتاً و بَيَاتاً و بَيْتُوتَةً و مَبَاتاً و مَبِيتاً فِي ، هُ و في القُرْآنِ الكَرِيمِ
bir işle başladıبَدَهَهُ بِأَمْرٍ : بَدَاَهُ بِهِ
filanca işle karıştırdıإِلْتَبَسَ بِعَمَلِ كَذَا : خَالَطَهُ
işlediğim gibi sende işle !إِفْعَلْ كَمَا أَفْعَلُ !
şöyle bir işle karşıladıبَدَهَهُ أَمْرُ كَذَا
işle gevşek davranmak,oturmakبَنَشَ ـُـ بَنْشاً
bir işle alı koymak,mani olmakثَبَّرَ : تَثْبِيراً ، هُ
işle ilgilendi,önem verdi,aldırdı,aldırış ettiإِحْتَفَلَ بالأَمْرِ : إِهْتَمَّ بِهِ
devenin kuyruğuna bindi yani hasis işle kanaat ettiرَكِبَ ذَنْبَ البَعِيرِ
işi gücü ziyade olan,daha meşgül,ziyade meşgül olan,pek meşgulأَشْغَلُ
meşgul eden,meşgul kılıcı,meşguliyet verici olan,alıkoyan,çalışan,işleyenشَاغِلٌ
iş,kar,meşguliyet,meşgül olmak,boş değil,insanı meşgul eden bir şeyشُغْلٌ (ج) أَشْغَالٌ و شُغُولٌ ، شَغَلٌ ، شُغُلٌ
oyalamak,eğlendirmek,meşgul etmek,meşgul görünmekتَشَاغَلَ : تَشَاغُلاً
meşgul olan,meşgul,uğraşan,iştiğaledenمُشْتَغِلٌ (ج) مُشْتَغِلُونَ
eğlendirmek,oyalandırmak,oyun ile meşğül kılmak,bir kimseyi bir nesneye dümükdürmek,avutmak,meşgul etmek,k,gafil etmekإِلْهَاءٌ (ج) إِلْهَاءَاتٌ
çok zayıflatmak,arıklatmak,zebun etmek,zebunlatmak,arık etek,hezeliyat ve lağ ve horataya pek meşgül olmak,şaka yollu söz ile ziyade meşgül etmekأَهْزَلَ : إِهْزَالاَ ، هُ
bir ouyncak ile eğlendirmek,oyalandırmak,oyalamak,oyun ile meşğül kılmak,bir kimseyi bir nesneye dümükdürmek,avutmak,beyhüde şeylerle meşgul etmek,gafil etmek,unutturmak,güçsüzlüğünden nesneyi terk etmek,bırakmak,bolca vermek,değirmenin ağzına tane koymakأَلْهَي : إِلْهَاءً ، عَنْ ، فِي ، لِ ، هُ
aklını çalmak,çekmek,kandırmak,heva ve hevesini kendisine hoş göstermek,bir şey bir kimsenin hoşuna gidip meşgül etmek,kişiyi sevgi ile şaşırmak,bir şey bir kimsenin hoşuna gidip meşgül etmek,çekinmekإِسْتَهْوَي : إِسْتِهْوَاءً
bir sanatla meşğül olmak,endüstritileştirmek,sanayileştirmek,yapmak,bir sanatla meşğül olmak,bir sanat yapmak,tasniتَصْنِيعٌ (ج) تَصْنِيعَاتٌ
okumak,yazmak,dersle meşgül olmak,iki kişi beraberce ders çalışmak,dersle meşgul olmak,aralarında ders çalışmak,murafaya varmak,yek diğerine kitap okuyup ders vermek,iki kişi beraberce ders çalışmak,okumak,yazmak,mutalaa etmek,irdelemek,görüşmekتَدَارَسَ : تَدَارُساً
meşgul etmekإشغال
meşgul (ar)مشغول
pek meşgulأَشْغَلُ
meşgul etmekشَغْلٌ
avukat,sıcak ülkelerde yetişen meyveli bir ağaç olup meyvesi armut şeklinde olup lezzetlidirأَفُوكَاتُو (فِر): مُحَامٍ ، شَجَرٌ مُثْمِرٌ يَكْثُرُ فِي البِلاَدِ الحَارَّةِ ثِمَارُهُ حُلْوَةٌ عَلَي شَكْلِ الإِجَّاصِ
beladir,sakız ağacı,yeşil cebe,meneviş ağacı,çitlenbik ağacına benzer bir ağaç olup kerestesi kahve rengi olup kıymetli bir ağaçtırبَلاَذُِرٌ : شَجَرٌ يَشْبه البُطْمِ خَشَبُهُ أَحْمَرُ بُنِّيٌّ ثَمِينٌ
bu zaman bir gün aleyhimize olup kederleniriz ve bir gün lehimize olup sevinirizفيوم لنا و يوم علينا و يوم نسّاء و يوم نسّ
adımı geniş olan adam,ayaklarının başı birbirine yakın olup çköeleri ırak olan kimse,uyluklarının arası geniş olup apışık ayaklı olan kişiأَفْحَجُ (ج) فُحْجٌ (م) فَحْجَاءُ : الّذِي تَدَانَتْ صُدُورُ قَدَمَيْه و تَبَاعَدَتْ عَقْبَاهُ
şahitler,tanıklar,hazır olmak,hazır olup görmek ve hazır ve mevcut olup göze görünmek ve görüp müşahade etmekشُهُودٌ
deve harın olduğundan çöküp yürümekten imtina eyledi,vücuduna kırıklık arız olup yahut bir hastalık ve illet isabet eylemekle harekete bimecal olup çöküp kaldı taki ifaket bulup yahut helak oluncaya kadarأَحَبَّ البَعِيرُ : برك فلم يثر أو أصابه كسر او مرض فلم يبرح مكانه حتي يبرأ او يموت
toprak ham kalmak,işlenmemek,yakalamak,tecrübe etmek,denemek,devenin gebe olup olmadığını anlamak için deveyi aygıra çekmek,deve aygırı dişi devenin gebe olup olmadığını koklamasından anlamakبَارَ ـُـ بَوْراً ، هُ
neşet,başlama,zuhur etmek,yeniden peyda olup hayat ve zindegani bulmak,çocuk taze büyüyüp boybos sahibi ve civan olmak,yetişmek,yükselmek,neşet,oluşum,yetişme,yetiştirme,terbiye,yeni meydana gelmek,kaynaklanmak,başlama,zuhur,yaş,taze ot,etmek,filiz,fidan,henüz boy sürmekte olup kalınlaşmamış bitki,yaş,taze ot,boy sürmek üzere olup henüz gılzat bulmamış nebat,neşet,zuhurنَشْأَةٌ ، نَشَأَةٌ و فِي القرآنالكريم
kıvam bulup köynümek ve olup kemal bulmak,meyve ve yemişler kemalini bulup pişmek,yemiş olup kemalini bulmakيُنُوعٌ
birinin göğsü soğuktan hıışrdayıp sesi kısık olmak,sahilin toprağı sert olup taş gibi katılaşmak,tulum sütten kirlenmek,erkek deve dişisine aşmaktan kesilmek,nezle olup göğsüne inmek ve sesi kısılmak,deniz kenarındaki balçık taş gibi kurumak,yabanda geceleyip yatmakجَشِرَ ـَـ جَشَراً
yemiş olup kemalini bulmak,yemiş olmakla devşirmeğe gelmek,meyve olgunlaşmak,meyve kemale ermek,kızarmak,kıvam bulup köynümek,meyve olup kemal bulmak,meyve ve yemişler kemalini bulup pişmekيَنْعٌ و فِي القُرْآنِ الكَرِيمِ
lazım olup gerekmek,lüzüm,iktiza,hacet,gereksinim,ihtiya,iş,rica,lazım olup gerekmek,lüzüm,iktiza,yaraç,gereksinim,lazım olan,fakirlikحَاجَةٌ (ج) حَاجَاتٌ و حَوَائِجُ و تَقولُ قَضَيْتُ كُلَّ حَاحَةٍ و دَاجَةٍ
denemek,yoklamak,tecrübe etmek,imtihan etmek,dişi deveyi gebe olup olmadığı anlamak için puğura dişi devenin gebe olup olmadığı yoklayarak koklamak,istişmam etmek,arazi işlenmemek,ham toprak halinde kalmak,bor kalmak,helak olmak,kesada uğramak,heder ve batıl olmak,boşa çıkmakبَارَ ـُـ بَوْراً و بَوَاراً و فِي القُرْآنِ الكَرِيمِ
fiil cümlesine ve ekseriya maziye nadiren muzariye dahil olup nevakit,vakta ki manasını ifade eder ve bazen şardetatı sayılıp şart ve cevap alır(إذا جاء نصر الله و الفتح ... فسبح لله .. و الليل إذا يغشي ألخ) gibi,isim cümlesine dahil olup bir şeyin ansإِذَا ، لَوْ : أَداةُ الشَّرْطِ و ظَرْفُ الزَّمَانِ و أدَاةُ الوَقْتِ و الحِيْنِ و حَرْفُ المُفَاجَأَةِ نَحْوُ
kararsız olup öte beri hareket etmek,iki nesnenin arasında mütereddid olmak,kararsızlık,kararsız olup öteberi hareket eylemek,kararsızlık,frekans,titreşme,sallanma,iki şey arasında tereddüt etmek,intizamsızlık,ikişey arasında tereddüt etmekتَذَبْذُبٌ (ج) تَذَبْذُبَاتٌ : تَرَدُّدٌ
onu sabitleştirdi,onu sürekli kıldı,onu payidar ve sabit ettiثَبَّتَهُ
onu doğurup suya kandırdı,onu hoşnut etti,onu doyuncaya kadar yedirip içirdi,ona razı edecek şey verdiأَحْسَبَهُ : أَرْضَاهُ : حَسَّبَهُ
onu öfkelendirdi,onu kızdırdı,onu kakıttı,küplere bindirdiأَغْضَبَهُ : حَمَلَهُ عَلَي الغَضَبِ
onu istiab etti,içerdi,ihtiva etti,onu kapladı,onu hepsini avuçlayıp aldıإِسْتَوْعَبَهُ
onu men etti,alıkoydu,engeledi,tehir etti,geriye koydu,sonraya bıraktı,onu geri bıraktı,onu geciktirdiأَخَّرَهُ : مَنَعَهُ وَ جَعَلَهُ مُتَأَخِّراً
onu hor gördü,onu hakaret etti,onu tahkir ettiإِحْتَقَرَهُ
onu büyük buldu,büyük gördü,saydı,onu büyük tuttu,onu korkuttuأَعْظَمَهُ : رَآهُ عَظِيماً
onu sevmedi,ondan tiksindi,hoşlanmadı,onu iğrendi,istikrah ettiبَسَّلَهُ
onu ayıplayıp şanını küçümsedi,onu tayip ve tahkir eylediأَغْمَزَ فِيْهِ : عَابَهُ و صغّرَ شَأْنِهِ
onu yendi,ona galip geldi,onu kahr etti,ezdiإِقْتَسَرَهُ : غَلَبَهُ و قَهَرَهُ
onu yalnız ve yardımsız bıraktı, onu hayal kırıklığına uğrattıخَذَلَهُ
onu bıçakla kesti,onu tekmeledi,tekme veya değnekle vurduبَغَزَهُ : بَزَغَ
onu çekti,onu yerinden oynatıp başka yere nakil ettiجَذَبَهُ
onu yapmağa gücü yetmez,onu yapmak haddiniz değildirأَنْتُمْ أَضْيَقُ إِسْتاً مِنْ أَنْ تَفْعَلُوهُ
onu korkuttu,onu çirkin,katı,kötü,korkunç bulduأَفْظَعَهُ : أَخَافَهُ ، وَجَدَهُ فَظِيعاً، شَدِيداً
müstebit,diktatör,otokrat,tiran,işi kendi kendinden durdurucu,başlı başına olan,belli başlı,despot,müstakil,yalınız bir işle meşğül olup onu bitirmedikçe terk etmeyenمُسْتَبِدٌّ (ج) مُسْتَبِدُّون ، طَاغِيَةٌ
vaz geçmek,terk etmek,bırakmak,terk etmek,bırakmak,terk,terketme,bırakma,vazgeçiş,terk,boşlamakتَرْكٌ
kaçınmak,yüz çevirmek,terk etmek,bırakmak,vazgeçmek,rağbet etmemek,geri durmak,sofuluk etmek,dünyayı terk edip kendini ibadete vermekزَهَدَ وَ زَهِدَ ـَـ زُهْداً فِي ، عَنْ
kavim birbirini terk etmek,boykot etmek,birbirinden ayrılmak,birbirlerini terk etmekإِهْتَجَرَ : إِهْتِجَاراً ، هُ
birbirini bırakmak,birbirine dokunmamak,terk etmek,terk etmek üzere anlaşmak,vuruşmamağa karar vermek,mütareke etmek,mütareke yapmak,ateş-kes yapmak,uyuşmak,terketmekتَارَكَ : مُتَارَكَةً و تِرَاكاً و يقال
kesmek,söz terk etmek,kırkmak,yarmak,terk etmek,ağacı kırkmak,ip kopmak,oturmak,kalmak,beklemek,küsmek,ağacı kırkmak,ip kopmak,oturmak,kalmak,beklemek,sözü terk etmekصَرَمَ ـِـ صَرْماً و صُرْماً
nesneden tiksinip terk etti,nesneden iğrenip terk ettiإِعْتَافَ الشَّيْئَ : كَرَهَهُ فَتَرَكَهُ
sıçramak,sıçramak için toplanmak,zıplamak,iğrenmek,tiksinmek,bir şeyden tiksinip terk etmek,uzaklaşmak,bir şeyden tiksinip terk etmekقَزَّ ـُِـ قَزّاً و قزَازَةً عَنْ
depozit yatırmak, emanet tevdi etmek,bırakmak, terk etmek,dinmek,sakinleşmek,vedalaşmak, terk etmek, refah ve süküna kavuşmak,depozit yatırmak, emanet tevdi etmek, bırakmak, terk etmek, müsaade etmek, rahat etmek,yumuşak başlı olmak,sakin ve istikrarlı olmak,yolcuyu uğurlamak,veda etmek,yumuşak başlı olmak,sakin ve istikrarlı olmak,yolcuyu uğurlamak,vedalaşmak,terk etmek,depozit olarak bırakmak,yatırmak,refah ve süküna kavuşmak,dinmek,saوَدَعَ ـَـ وَدْعاً
vatanını terk etmek,göç etmek,nefret etmek,nefret,sevmemek,hoşlanmamak,hoşlanmayış,iğrenme,tiksinme,ürkmek,kaçmak,uzaklaşmak,ürkmek,kaçmak,kaçış,ürküş,nefret,sevmemek,hoşlanmamak,hoşlanmayış,iğrenme, tiksinme,kaçma,ürkme,uzaklaşma,terk etmeنُفُورٌ ، شُرُودٌ ، أَبْزٌ
terk (ar)ترك ، تنازل ، إلقاء ، تخل ، هجر ، تخليف
terk etmekترك ، إلقاء ، إهجار ، هجر ، تخلي ، تنازل ، هجران ، تخليف ، إقلاع ، كف عن ، مبارحة ، مغادرة ، تسييب
terk niyetiنِيَةُ التَّركِ
burak,terk et !دَعْ !
terk olunmuşمُتتَخَلّيٌ
bırak,terk et !تَرَاكِ !
onurlu,zilleti kabul etmeyen,tenezzül etmeyenأَبِيُّ النَّفْسِ
payidar,mevcud,hareket etmeyen yıldız,sabit,sabite,durağan,hareket etmeyen,devamlı,kımıldamaz,yerleşik,bağlı,değişmez,teyit edilmiş,sadık,hakikatlıثَابِتٌ (ج) ثَابِتُون (م) ثَابِتَةٌ (ج) ثَوَابِتُ
bir peygamber tarafından hak dine çağrılıp icabet etmeyen kavim,içlerinden imana gelmeyenler ümmeti,davet ümmeti,ümmetin peygamberine iman etmeyen takımıأُمَّةُ الدَّعْوَةِ
rededici,nefret eden,imtina edici,reddeden,tiksinici,nefret edici,tiksinen,çekinen,iğrenen,razı olmayan,gönülsüz,itaat etmeyen,isteksiz,sevmiyen,hoşlanmayan,kabul etmeyen,imtina eden,onurlu,gururlu,kibirli,vakarlı,şerefine düşkünآبِي (ج) أُبَاةٌ وآبُون و أُباءٌ و أُبِيٌّ (م) آبِيَةٌ : رَافِضٌ ، غَيْرُ رَاضٍ
çıkan,hariç,dış,dışarı,huruç eden,müstesna,isyan eden,itaat etmeyen,dış taraf,dışarı çıkan,çıkıcı, itaat etmeyen,bir nesnenin dış yanı,bir nesneden dışarı olan ve bir nesneden hasıl olan adet,sayıخَارِجٌ (ج) خَارِجُون
teşvik etmeyenغَيْرُ مُشَجِّعٍ
reddeden,kabul etmeyenرَافِضٌ
Allahtan başkasına iman etmeyenمعتقد بالله فقط
aralıklı,fasılalı,sürmeyen,devam etmeyenغَيْرُ مُتَوَاصِلٍ
ikamet etmeyen,oturmayan,mukim olmayanغَيْرُ مُقِيمٍ
hükema ile istişare etmeyen kazanmazمَنْ لَمْ يَسْتَشِرْ الحُكَمَاءَ فَمَا يَرْبَحُ
Ebukutrus, yahuzanın iman etmeyen kardeşiأَبُو قُطْرُوس
tesir etmeyen,tesirsiz,kar etmezغَيْرُ مُؤَثِّرٍ
aza kanaat etmeyen çoğu bulamazالذي لا يقنع بالقليل لا يجد الكثر
kocasına itaat etmeyen karı,itaatsız kadınنَاشِِزَةٌ (ج) نَوَاشِزُ
Bilgilendirme
Sitemize yen kelimeler ve yeni diller Arapça Türkçe Türkçe Arapça, Arapça-Arapça Farsça Arapça,İngilizce,Arapça Endonezyaca Arapça dilleri eklenerek güncelleştirilmiştir إن موقعنا تم تحديثه بعد أن أضفنا إليه الكلمات الجديدة و القواميس الجديدية مثل قاموس عربي عربي و قاموس تركي عربي و عربي تركي و فارسي عربي و إنجليزي عربي و أندونوسي عربي و سوف نقوم بتحديثه كل ستة شهور مرة إن شاء الله
Paylaş
Elmawarid
Benzer Terimler
ElmaWarid