1.500.000 'DAN FAZLA KELİME İÇEREN TÜRKİYENİN EN KAPSAMLI SÖZLÜĞÜNE HOŞ GELDİNİZ. أَهْلاً و سَهْلاً بِكُمْ فِي مَوْقعِنَا المَوَارِد أَوَّلُ مُعْجَمٍ عَرَبِيٍّ تُرْكِيٍّ و تُرْكِيٍّ عَرَبِيٍّ حَيٍّ رَقَمِيٍّ عَالَمِيٍّ فَوْريٍّ عَصْرِيٍّ يَشمِلُ أَزْيَدَ مِنْ 1.500.000 كَلِمَة عَرَبِيَّةِ تُرْكِية و مُصْطَلَحَات و تَعَابِير شَتَّي
ElmaWarid konsey toplantısı/nakışlamak,tenkiş etmek,iki yahut ziyade renkle boyamak,bir şeyi iki ve daha fazla renle boyayıp süsleme,desenlemek kelimesinin anlamı ElmaWarid
Orjinal Metin Anlam
nakışlamak,tenkiş etmek,iki yahut ziyade renkle boyamak,bir şeyi iki ve daha fazla renle boyayıp süsleme,desenlemek نَقَّشَ : تَنْقِيشاً
Benzer Kelimeler
Orjinal Metin Anlam
askerî konseyمجلس عسكري
yüksek konseyمَجْلِسٌ أَعْلَي
ulusal konseyمجلس وطني
yüksek konseyمجلس أعلي
konsey toplantısıاجتماع المجلس
konsey (fr)مجلس
idari konseyمجلس إداري
geçici konseyمَجْلِسٌ إِنْتِقَالِيٌّ
ekonomik konseyمَجْلِسٌ إِقْتِصَادِيٌّ
yüksek askeri konseyمَجْلِسٌ عَسْكَرِيٌّ أَعْلَي
siyasi konsey,cuntaمَجْلِسٌ سِيَاسِيٌّ
siyasi konsey başkanıرئيس المجلس السياسيّ
Ekonomik ve Sosyal Konsey.المجلس الاجتماعي الاقتصادي
yerel askeri konsey oluşturmakتَشْكِيلُ مَجْلِسٍ عَسْكَرِيٍّ مَحَلِّيٍّ
oturulacak yer ve zaman,meclis,oturulacak yer ve zaman,konsey,encümen,kurul,kamera,toplanılan yer,dernek,encümen,konsey,toplantı yeri,oturacak yer,kamera,oturulan yer,divan,oturulacak yer ve zaman,toplanma yeri, oturulacak yer ve zaman,kameraمَجْلِسٌ (ج) مَجَالِسُ
nakışlamak,tenkiş etmek,ikiyahut ziyade renkle boyamakتَنْقِيشٌ (ج) تَنْقِيشَاتٌ
nakışlamak,tenkiş etmek,iki yahut ziyade renkle boyamak,bir şeyi iki ve daha fazla renle boyayıp süsleme,desenlemekنَقَّشَ : تَنْقِيشاً
kitabı ve sözü yazmak,süslemek,donatmak,bezemek,nakışlamak,donatmak,bezemek,nakışlamakرَقَشَ ـُـ رَقْشاً
yazmak,tahrir ve tastir etmek,eelbise veya deriyi süslemek,kitabı yazı ile süslemek,güzelleştirmek,nakışlamak,nakışlamak,güzelleştirmek,tezyin etmek,yazmak,tahrir ve tastir etmek,sözü ballandırmak ,nakışlamak,süslemek,güzelleştirmek,tezyin etmekنَمَّقَ : تَنْمِيقاً ، هُ
eksiltmek,nakıs kılmak,tenkisتَنْقِيصٌ (ج) تَنْقِيصَاتٌ
onun bahasından tenkis etmek istediإِسْتَوْضَعَ مِنْهُ : إِسْتَحَطَّ مِنْهُ
ondan borcunun tenkis etmesini istediإِسْتَوْضَعَ دَيْنَهُ : سَأَلَهُ اَنْ يَضَعَهُ عَنْهُ
onun hakkını tenkis etti,eksilttiأَصْغَي حَقَّهُ : نَقَصَهُ
nakışlamakوَشَّيَي : تَوْشِيَةً ، هُ
nakışlamakنقش ، وشي ، تطريز
nakışlamakرَقْشٌ
insanlara zülüm edip haklarını tenkis ettiإِهْتَمَطَ النَّاسَ : ظَلَمَهُمْ و نَقَصَهُمْ حَقَّهُمْ
yeşimvari nakışlamakوشي كنقش اليشب
nakışlamak,süslemek,işlemekطَرَّزَ : تَطْرِيزاً
süslemek,nakışlamak,güzelleştirmekدَبَجَ ـُـ دَبْجاً
zayıflatmak,güçsüz ırakmak,iki kat etmek,hadisi zaafa nisbet etmek,iki kat etmek,iki misli yapmak,çoğaltmak,bir o kadar etmekضَعَّفَ : تَضْعِيفاً ، هُ
ikilemek,ikiletmek,ikileştirmek,,ikil yapmak,bir kelimeyi tesniye etmek,iki ile çarpmak,ikiye çıkarmak,iki kat etmek,bir daha yapmak,tekrar etmek,ikileştirmek,ikil yapmak,bir kelimeyi tesniye etmek,tesniye alametini ilhak etmek,bir harfe iki nokta koymak veya iki noktalı add ve kabul etmek,medih ile veya alel ıtlak vasıf etmek,ikileşmek,iki kat olmakثَنَّي : تَثْنِيَةً ويقال هو لا يُثَنِّي و لا يثلث
ikilemek , ikiletmek , ikileştirmek , iki ile çarpmak, ikiye çıkarmak , iki kat etmek ,bir daha yapmak ,tekrar etmekثَنَّي : تَثْنِيَةً
Arapça bir kelimenin son harfine iki üstün iki ötre ve iki esre tayin ve tahrik etmek,tenvin koymak,nun harfini yazmak,tenvinlemekنَوَّنَ : تَنْوِيناً
namazda iki eli yere koyup dizi yerden kaldırarak yalınız iki el ile iki ayak üzere olmak,meyil etmek,bir yanı üzere eğilmek,ictinahإِجْتِنَاحٌ (ج) إِجْتِنَاحَاتٌ
iki dal olan şekil lafız ve mezkur şekil üzere tertip etmek,tesniye,ikil etmek,ikilemek,iki kat etmek,ikil,tesniye,övmekتَثْنِيَةٌ (ج) تَثْنِيَاتٌ
Arapça bir kelimenin son harfine tenvin koymak,kelimenin son harfine iki üstün iki ötre ve iki esre tayin ve tahrik etmek,tenvin,Arapçada kelimelerin sonuna nun,tenvin getirmek,kelime sonunda ki iki üstün,iki esre,iki ötre ,nunlaştırmak,nun sesi çıkarmakتَنْوِينٌ (ج) تَنْوِينَاتٌ
namazda iki eli yere koyup dizi yerden kaldırarak yalınız iki el ile iki ayak üzere olmak,meyil etmek,bir yanı üzere eğilmek,gemi karaya oturmak,yaslanmak,dayanmak,günah saymakإِجْتَنَحَ : إِجْتِنَاحاً
kadın iki dost ittihaz etmek,iki oynaş edinmek,yakı vurmakضَمْدٌ
dava açmak,duruşmak,husumet için iki taraftan hakime müracaat etmek,iki kimse varıp kadılaşmak,kalkışmakتَرَافَعَ : تَرَافُعاً
bölmek,kısımlara taksim etmek,sağlam bağlamak,bir şeyden bir parça almak,aruzda şiirin iki cüzünü hazfetmek veya iki cüzden ibaret bırakmak,çekmek,bir cüzünü almak,beytin son cüzünü atmak,hazif etmek,kısımlara taksim etmek,sağlam bağlamak,bir şeyden bir parça almak,deve çayır yemekle sudan istiğna etmek,yetinmek,iktifa etmek ve kanat etmekجَزَأَ ـَـ جَزْءاً و جَزِئَ ـَـ جَزَأً و جَزْأً
iptal etmek,lağv etmek,kaldırmak,ilga etmek,nahivte iki mefülünü geçişli kılan efal-i kulubte lafzan va mahallen amilin amelini iptal etmek,batıl etmek,kaldırmak,kırmak,lağv etmek,mahrum etmek,birini ümitsiz eylemek,bozmakأَلْغَي : إِلْغَاءًَ
nakışlamak,tenkiş etmek,iki yahut ziyade renkle boyamak,bir şeyi iki ve daha fazla renle boyayıp süsleme,desenlemekنَقَّشَ : تَنْقِيشاً
Arapça bir kelimenin son harfine tenvin koymak,nun harfini yazmak,kelimenin son harfine iki üstün iki ötre ve iki esre tayin ve tahrik etmekنَوَّنَ : تَنْوِيناً ، هُ
misafir etmek,eklemek,misafir ve mihman kılmak,izafe etmek,bir şeyi bir şeye yakın kılmak,konuklamak,konuk edinmek,konukluk etmek,ulaştırmak,tabi kılmak,ibarey-i vahide birbirine müteakıp bulunan iki isim arasında cari olan alakay-ı nahviye ve iki ismi ibإِضَافَةٌ (ج) إَِضَافَاتٌ
yoksa,yahut,veya,ve yahut : bugün yahut yarın gideceğimأَوْ نحو سأَذْهَبُ اليَوْم اَوْ غَداً
ayın son gecesi veya yirmi beşinci gecesi yahut yirmi altıncı yahut yirmi yedinci yahut yirmi sekizinci yahut yirmi dokuzuncu gecesidir,yahut son üç gecesidir,açık ve geniş meydan,yukarıdan su akıntısı ve vadiدَأْدَاءٌ : دِئْدَاءٌ : دُؤْدُوءٌ (ج) دَآدِيُ : فضاء:
ayın son gecesi veya yirmi beşinci gecesi yahut yirmi altıncı yahut yirmi yedinci yahut yirmi sekizinci yahut yirmi dokuzuncu gecesidir,yahut son üç gecesidirدِئْدَاءٌ : دُؤْدُوءٌ :دَأْدَاءٌ (ج) دَآدِيُ :
ayın son gecesi veya yirmi beşinci gecesi yahut yirmi altıncı yahut yirmi yedinci yahut yirmi sekizinci yahut yirmi dokuzuncu gecesidir,yahut son üç gecesidirدُؤْدُوءٌ َأْدَاءٌ : دِئْدَاءٌ :(ج) دَآدِيُ
yer yahut yeryüzü,arz,rüyizemin,toprak,turap yahut sert ve kabasıجَبُوبٌ : أرض ، وجه الأرض ، تراب
tepsi,taştan yahut bakırdan yahut gümüşten ve bunlara benzer her neden olursa siniye itlak olunurفَثُورٌ (ج) فَوَاثِيرُ
birinin burnunu yahut kulağını yahut elini veya ayağını kesmekkesik burnun kesilmiş parçası, kesmek,,zindana koyup hapis etmekجَدْعٌ
işleyen sığırlar,merkepler,birinin kölesi yahut cariyesi,deveciler,hafif yağmur,doğru yahut yanlış olduğu bilinmeyen haber,inceنَخَّةٌ
ya,yahut ,amma,lakin,maahaza,bununla beraber : ya akçeyi ödersin ve yahut hapse atılırsınإِمَّا ، لَكِن، غَيْرَ أن ، مَعَ هَذَا : أو نحو إمّا أن تدفع المبلغ أو يحبس
deftere yahut mazbatadan bir ibare yahut bir resimi iptal edip bozmak,yazmakتَرْقِينٌ (ج) تَرْقِينَاتٌ
testiyi yahut küpü yahut tulumu yanına koyup gah gah ondan içmekمُسَافَهَةٌ
yahut gelir yahut gelmezيجئ او لا يجئ
bir nevi arapların yemeğidir ki hurmayı yahut çekirgeyi gereği döğüp ezdikten sonra safi yağa yahut zeytin yağına ıslatıp imtizac bulduktan sonra yiyerlerوَجِيْئَةٌ
kavrulmuş buğday ile yağ yahut zeytinyağı vet taze hurma yahut taze peynir ile karışık bir nevi tiritبَكَالَةٌ : بَكِيلَةٌ
şu adam köle kesiminde ve çırpısındadır ve yahut köle kılığındadır yahut bir güne köleye şebihtirزَلْمَةٌ
ziyade benzer olan,daha benzer,ziyade şüpheli ve müşkil olan,daha benzer,ziyade benzeyen,ziyade şebih,ziyade müşabih,ziyade benzeyici nesne ve iyi nesneأَشْبَهُ : مُمَاثِلٌ ، مُشَابِهٌ
pek öfkeli,ziyade öfke edici,pek hiddetli,ziyade gazup,ziyade gazapnak ve ziyade gazaplı ve öfkeli olan,hışımnak,katıkağan kişiأَغْضَبُ (ج) غُضْبٌ (م) غَضْبَاءُ
adam göğsü ziyade dışarı çıkıp sırtı ziyade içeri girdi,adamın göğsü ziyade yumrulaştıإِقْعَنْسَسَ الرَّجُلُ
medih ve senaya ziyade layık,ziyade m,memduh olan,ziyade övülmüş ve medih olunmuş,Ahmet,Hz.Muhammetأَحْمَدُ
ziyade giyilmiş,kuşatılmış olan,ziyade giydirilmiş,ziyade elbise giymiş adam,soğan kabukları gibi üst üste elbise giyen kimse,pek örtülü olanأَكْسَي و فِي المَثَلِ
ziyade atan,çok atan,ziyade atıcı olan,ok atmakta ziyade mahir ve usta olan kişiأَرْمَي و فِي المَثَلِ أَرْمَي مِنْ إبن تِقْنٍ
pek hakir,daha hakir,ziyade hor ve küçük görülen,yukarıdan bakılan,adam yerine konulmayan,ziyade hakir,ziyade haysiyetsiz ve itibarsız olan,kemterأَحْقَرُ
ziyade hilekar olan,ziyade aldatıcı,aldayıcı nesne,pek hilekar,ziyade saklanıcı olan kimeأَخْدَعُ (ج) أَخَادِعُ * و فِي المَثَلِ
ziyade sahih olan,ziyade müstahak ve şayan olan,daha haklı,pek haklı,ziyade haklı,en haklı,müstehak,pek ziyade müstahak,pek haklı ve layık,en haklı,hakkaniyet ve adalete ziyade uygun,evla,toynağını ayağnın yerine koyan terlemez at,kıç ayağını ön ayağının yerine koyan,basan atأَحَقُّ : الأَكْثَرُ إِسْتِحْقَاقاً، أَجْدَرُ ، أَوْلَي : الفَرَسُ الّذِي يَضَعُ حَافِرَ رِجْلِهِ مَوْضِعَ يَدِه
kusür,fazla,ziyade,artık,dan,den,ziyade,yukarı,küsür,artık,fazla,ziyade,yüksek,birden üçe kadar olan,on,yirmi,otuz,yüz,bin gibi sayılardan sonra kullanılırنَيِّفٌ ، زِيَادَةٌ و تَقُولُ تِسْعَةُ عُمَّالٍ و نِيِّف
sağ,sağ taraf,sağ yan,ziyade meymenetli,ziyade uğurlu,ziyade uğur sahibi olan,işi sağ eli ile tutan,bereket sahibi,ziyade yumn sahibi olan,sağ tarafta olan şey,sağ eliyle iş gören,uğurlu ve bereketli olan,sağ elini kullanan,kutlu,mübarek,yümünlüأَيْمَنُ (م) يَمْنَاءُ (ج) يُمْنٌ و أَيَامِن (ج) يَمْنَاء : يَمِينٌ ، مَا كَانَ مِن جِهَةِ اليَمِين ، ذُو اليُمْنِ و البَرَكَةِ ، مِنْ يَعْمَل أَو يَكْتُب بِيَدِهِ اليُمْنَي
ziyade fehametlu,kadir ve şanı ziyade olan,ulu,fehametliأَفْخَمُ (ج) أَفَاخِمُ : أَعْظَمُ
ziyade sahih,kusurdan ziyade beri olan,raster,essahأَصَحُّ
eczası bibirinden ziyade ayrılmakla kabarıp ziyade yer kaolamakتَخَلْخُلٌ (ج) تَخَلْخُلاَتٌ
onun gözünün karası ziyade kara akının akı ziyade ak olduإِحَْرَّتْ عَيْنُهُ
sesle,resimle ve renkleبِصَوْتٍ و صُورَةٍ و لَوْنٍ
nakışlamak,tenkiş etmek,ikiyahut ziyade renkle boyamakتَنْقِيشٌ (ج) تَنْقِيشَاتٌ
nesneyi iki ve daha fazla renkle boyayıp süslediنَقَّشَ الشَّيْئَ
nakışlamak,tenkiş etmek,iki yahut ziyade renkle boyamak,bir şeyi iki ve daha fazla renle boyayıp süsleme,desenlemekنَقَّشَ : تَنْقِيشاً
kırmızı,pembe,gül pembesi,erguvani,lacivert,erguvani renk bu renkle boyanmış elbise;baklagillerden güzel pembe,kırmızı renkte çiçek açan bir süs ağacı,kırmızı boyaأُرْجُوَانٌ ، أَرْجُوَانِيٌّ : لَوْنٌ أَحْمَرُ قَاتِمٌ
bir nesneyi kızıl boyamak ve tokca boyamakإِجْسَادٌ
beyaz şeyi siyaha karıştırmak,karayı aka karıştırmak,başına kına yakmak,çok boyamak,yağla ıslatmak,saçı kına ile çok boyamak,saça çok yağ sürmek,bir şeyi kırmızı boya ile çok boyamak,kıpkırmızı etmek,yarmak,karışmakثَمَغَ ـُـ ثَمْغاً
safrana boyamak,aspur ile boyamakعَصْفَرَ : عَصْفَرَةً ، هُ
boyamak,hurma ağacının ilk çıkan yemişi yeşillenmek,yerin otu zuhur etmek,çıkmak,ağacın şu yeşillenmesine denirki henüz yaprak açmağa başladıkta zahir ola,yeşerti,filiz,boyamakخَضْبٌ (ج) خُضُوبٌ : تَلْوِينٌ ، صَبْغٌ
Basraya gelmek,yeni doğmuş enik gibi hayvanlar gözlerini açmak,bir şeyin hakikatını açıklamak,tarif etmek,kavla boyamak,badanalamak,birine bir şey öğretmek,bildirmek,açıklamaبَصَّرَ : تَبْصِيراً ، بِ ، هُ
sarartmak,sarılatmak,sarı renge boyamak,ıslık,düdük çalmak,sarıya boyamak,güvercine ve eşeğe su içsin diye ıslık salıvermek ,ıslık çalmak,sıfırlamakتَصْفِيرٌ (ج) تَصْفيرَاتٌ
bir kimseye yağlı yemek yedirmek,ekmeği yağa bulamak bir kimsenin başını yarmak,ekmeği doğrayıp tirit etmek,mantarı yağ içine batırmak,ekmeği yağa bulamak,boyamak,sıçmak ثَمْأٌ
türlü renklerle bezemek,nakışlamak,nakşetmek,nakış yapmak,süslemek,oymak,boyamak,yazmak,bir şeyi aramak ve bulmak,saçını yolmak,münakaşa etmekنَقَشَ ـُـ نَقْشاً
nakışlamak,tenkiş etmek,iki yahut ziyade renkle boyamak,bir şeyi iki ve daha fazla renle boyayıp süsleme,desenlemekنَقَّشَ : تَنْقِيشاً
göz boyamak,kamuflaj,bakırdan ve demirden olan nesneleri yaldızlamak,kamufle etmek,çok su koymakla sulu kılmak,sulamak,sahte yaldız vurmak,suale muhalif haber ihbar etmek,yaldız çekmek,yaldızlamak,kamuflaj,göz boyamak,kaufle etmekتَمْوِيهٌ (ج) تَمْوِيهَاتٌ
boyamakصبغ ، تلوين ، دهن، طلي، تصبيغ ، تلوين، إختضاب ، دهان ، خضب، تخضيب ، تنقيش ، طلي ، رقين ، سحر ، تعزيم ، تدهين
boyamakصَبْغٌ و يُقَالُ صَبَغَ يَدَهُ بالعِلْمِ إذَا إِجْتَهَدَ فِيْهِ و مَارَسَ
boyamakصبغ ، طلي ، خضب
boyamakخَضَّبَ : تَخْضِيباً
boyamakلَطْخُ الشَّيْئِ بالصِّبَاغِ
bir şeyi çıkarmak,Ebu cehil karpuzu gibi şeyi yarıp tanesini açmakإِنْتَقَفَ : إِنْتِقَافاً
her şeyi süpürüp götüren,her şeyi silip süpüren,kürekleyen,umumi,salgın,ölüm,taun,musibet,sel gibi kesretlik olarak hareket edenجَارِفٌ و يقال سيل جَارِفٌ و مَوْتٌ جَارِفٌ و طَاعُونٌ جَارِفٌ و جَيْشٌ جَارِفٌ
değiştirmek,bir şeyi diğeri ile değişmek,bir şeyi bırakıp onun yerine başkasını edinmekأَبْدَلَ : إِبْدَالاً ، بَدَّلَ : تَبْدِيلاً ، هُ ، بَدَلَ ـُـ بَدْلاً ، هُ
değiştirmek,bir şeyi diğeri ile değişmek,bir şeyi bırakıp onun yerine başkasını edinmekبَدَّلَ : تَبْدِيلاً ، هُ ، بَدَلَ ـُـ بَدْلاً ، أَبْدَلَ : إِبْدَالاً ، هُ
değiştirmek,bir şeyi diğeri ile değişmek,bir şeyi bırakıp onun yerine başkasını edinmekبَدَلَ ـُـ بَدْلاً ، أَبْدَلَ : إِبْدَالاً ، بَدَّلَ : تَبْدِيلاً ، هُ
her şeyi mubah sayan sapık bir mezhep,her şeyi herkesin ortak malı sayan,müstehcenlikإِبَاحِيَّةٌ
bir şeyi çok gizlemek,bir şeyi gizlemekte aşırı gitmek,sararmak,إِكْتَتَمَ : إِكْتِتَاماً
bir şeyi çok gizlemek,sakamak,bir şeyi gizlemekte aşırı gitmek,sararmak,örtmek,gizlenmek,saklanmak,örtbas olmak,hiddetini tutmakإِكْتَتَمَ : إِكْتِتَاماً
düşmandan ganimet almak,düşman malını yağma etmek,kazanmak,bir şeyi kapmak,savaşlarda ganimetlere konmak,bir şeyi kolay meşakkatsiz elde etmekغَنِمَ ـَـ غَنْماً و غُنْماً و غَنَماً و غَنِيمَةً و غُنْمَاناً
çocuğu veya tayı sütten kesip annesinden ayırmak,oğlan beslemek,büyütmek,bir şeyi kendisi için edinmek,bir şeyi dikkatledüşünmek,tefekkür eylemek,kavmin arasına girip karışmak,yeri otlamakإِفْتَلَي : إِفْتِلاَءً
bir şeyi götürmek,kovayı kuyudan çekip çıkarmak,midesi bozulup ağrıtmak,bir şeyi kapmak,aşırmak,mızrağı saplandığı yerden çekip almaknesne bozulmak,yerde gitmek,uzaklaşmakإِمْتَعَدَ : إِمْتِعَاداً
hakkını tam ve eksiksiz almak,bir şeyi tamamıyla almak,bir şeyi tamamlamakإِسْتَوْفَرَ : إِسْتِيْفَاراً و يُقَالُ وَفَّرْتُ حَقَّهُ فَأْسْتَوْفَرَهُ كَمَا يُقَالُ وَفِيْتُ حَقَّهُ فَاسْتَوْفَاهُ
bir şeyin hepsini alıp sığdırmak,kavim hepsi savaşa gitmek,bir şeyi biriktirmek,bir şeyi tamamen kesmek,koparmak,sığıştırmak,biriktirmekأَوْعَبَ : إِيْعَاباً
bir şeyi çeşitlendirmek,türlendirmek,sınıf ve kısımlara ayırmak,çeşitli,türlü yapmak,bölmek,bir şeyi sallamak,hareket ettirmek,ayırarak tasnif etmek,öte beri sallayıp tahrik etmekنَوَّعَ : تَنْوِيعاً ، هُ
bir şeyi çeşitlendirmek,türlendirmek,sınıf ve kısımlara ayırmak,çeşitli,türlü yapmak,bölmek,bir şeyi sallamak,hareket ettirmek,ayırarak tasnif etmek,öte beri sallayıp tahrik etmek,نَوَّعَ : تَنْوِيعاً
iki,iki nesne,iki çift,iki rakip,düet,düettoإِثْنَانِ (ج) أَثَانِينُ (م) إِثْنَتَان و ثِنْتَان : زَوْجَان ، ثُنَائِيٌّ ، زُوزٌ ،و يَقُولُ العرَبُ
namaz kılan adam iki elini yere koyup dizini yerden kaldırarak yalnız iki el ie iki ayak üzere durduإِجْتَنَحَ المُصَلِّيُّ
iki ağızlı,iki tarafı keskin,iki terimliذُو حَدَّيْنِ
Arapça bir kelimenin son harfine tenvin koymak,kelimenin son harfine iki üstün iki ötre ve iki esre tayin ve tahrik etmek,tenvin,Arapçada kelimelerin sonuna nun,tenvin getirmek,kelime sonunda ki iki üstün,iki esre,iki ötre ,nunlaştırmak,nun sesi çıkarmakتَنْوِينٌ (ج) تَنْوِينَاتٌ
her şeyin iki kenarı,iki tarafı,iki yanı,kabuk,kışır,bir şeyin yüksekliği,kızıl iyi yer,pamuk,kutunبُصْرٌ : طرف ، جانب ، قشر
iki ucu saçaklı ve örtüsü kadife gibi havlı ve iki tarafı iki türü argaçtan dokunmuş bir nevi elbise,sevbبِظْمَاجٌ
iki şey arasındaki aralık veya haciz,perde,berzah,kıstak,iki şeyin arası,kıstak,iki deniz arasında olan engel,kıstak,iki şeyin arası,kıstak,iki deniz arasında olan engel,ervahı emvatın kıyamete kadar bulundukları alem,iki kara arasında bulunan veya bir yarımadayı karaya bağlayan dar karaبَرْزَخٌ (ج) بَرَازِخُ
iki taraf,iki yön,iki bölgeشَطْرَان : نصفان
iki kez,iki kere,iki defaمَرَّتَيْن
Arapça bir kelimenin son harfine iki üstün iki ötre ve iki esre tayin ve tahrik etmek,tenvin koymak,nun harfini yazmak,tenvinlemekنَوَّنَ : تَنْوِيناً
iki nehrin birleştiği yer,iki ırmağın kavuştuğu yer,iki nehir kavşağıمُلْتَقَي النَّهْرَينِ
namazda iki eli yere koyup dizi yerden kaldırarak yalınız iki el ile iki ayak üzere olmak,meyil etmek,bir yanı üzere eğilmek,ictinahإِجْتِنَاحٌ (ج) إِجْتِنَاحَاتٌ
posta,mail,berid,postacı,on iki mil yer,ulak,sai,elçi,klavuz,resul,haberci,tatar,dört fersah,mesafe,iki konak arası,özel memur,menzil eştiri,beygiri,ulaklı,gidici,kadı hücceti ve mektubu,on iki milden ibaret mesafe ki vaktiyle iki menzil arasıydı,üsküdar,bir yere gönderilen haberci,kılavuz,dört fersah mesafe,on iki milki sekiz bin adımdır,belli mesafe,posta hayvanı,iki konak arası olan mesafeبَرِيدٌ (ج) بُرُدٌ : قَاصِدٌ : رَسُولٌ : سَاعٍ ، مُوَرِّقٌ، تتار ، بُوسطة ، نَجَّابٌ ، اَلّذي يَنْقُلُ الرَّسَائِلَ ، الكُتُبُ الّتِي يَأْتِي بِهَا البَرِيدُ ، الدَّابَّةُ الّتِي تَحْمِلُ الرَّسَائِلَ ، الرَّسَائِلُ او الطُّرُودُ الّتِي تَنْقُلُهَا دَائِرَةُ البَرِيدِ ، المَسَافَةُ الّتِي يَقْطَعُهَا الرَّسُولُ ، دَائِرَةٌ رَسْمِيَّةٌ يُودِعُهَا النَّاسُ رَسَائِلَهُمْ و طُرُودَهُمْ لِيَصَارَ إِلًَي نَقْلِهَا إِلَي الجِهَاتِ المُعَيَّنَةِ و يَتَسَلَّمُون فِيهَا أو مِنْهَا مَا يَرِدُهُمْ مِنَ الرَّسَائِل أو الطُّرُود أَوْ غَيْرِهَا
berzah,kıstak,iki şey arasındaki aralık veya haciz,perde,hicap,engel,iki şeyin arası,kıstak,iki şay arasındaki aralık,,iki deniz arasında olan engel,can sıkacak yer,ervahı emvatın kıyamete kadar bulundukları alem,ölümle diriliş arasındaki alem,iki kara arasında bulunan veya bir yarımadayı karaya bağlayan dar karaبَرْزَخٌ (ج) بَرَازِخُ : حَاجِزٌ بَيْنَ شَيْئَين ، حَائِلٌ ، حِجَابٌ ، قِطْعَةٌ بَيْنَ بَحْرَين تَصِلُ أَرْضاً بِأَرْضٍ ، مَا بَيْنَ سَاعَةِ المَوْتِ إِلَي سَاعَةِ البَعْثِ و فِي القُرْآنِ الكَرِيمِ
kıstak,iki şey arasındaki engel,mania,iki karayı birleştiren,iki tarafı su,kara parçası,özlüm zamanından kıyamete kadar geçecek olan zaman,dünya ile ahret arasındaki geçit yeriبَرْزَخٌ (ج) بَرَازِخُ و فِي القُرْآنِ الكَرِيمِ
iyilikten ve yatlıktan halilik ve nesneden berilik ve hamlık ve çiğlik ve yönedsizlik ve tertipsizlikقَحٌّ
melce,penah,sığınacak yer,boyna astıkları hamayil ve,muska muhafazai nefse vesile olacak nesne ve afat ve beliye defi için ittihaz olunan muska ve tılsım ve tavizat misillü ve kale gibi muhkem ve metin ve mahfuz olan mevziحِرْزٌ
rükünler,köşeler,esaslar,temeller,şartlar,direkler,sütünler,kurmaylar,etraflar,anasır-ı erbaa,dört öğe ve element,nesnenin başlıca olan ecza ve azası ve mukarrer olan kavaid ve rusum ve devletin bakanları ve büyükleri ve ordu ve seraskerinin has muavinlerأَرْكَانٌ : شُرُوطٌ آدَابٌ ، عَنَاصِرُ أَرْبَعَةٌ وَهِيَ المَاءُ و الهَوَاءُ و النَّارُ و التُّرَابُ و هِيَ أَجْسَامٌ بَسِيطَةٌ َتَتَرَكَّبُ مِنْهَا المَوَّادُ ، أَطْرَافٌ ، أَجْزَاءٌ
galiz ve natıraş ve cafi ve şerrir kimse ve şu deveye denirki şaşkın ve oğuz adam gibi sersem ve sabukmağz olmakla yürümekte şitab ve süratle beyhude çabalayıp ikdam eder ola ona dahi *عجرفية*denirجَلْعَابَةٌ
galiz ve natıraş ve cafi ve şerrir kimse ve şu deveye denirki şaşkın ve oğuz adam gibi sersem ve sabukmağz olmakla yürümekte şitab ve süratle beyhude çabalayıp ikdam eder ola ona dahi *عجرفية*denirجَلْعَبٌ (م) جَلْعَبَاةٌ
göregen kişi,galiz ve natıraş ve cafi ve şerrir kimse ve şu deveye denirki şaşkın ve oğuz adam gibi sersem ve sabukmağz olmakla yürümekte şitab ve süratle beyhude çabalayıp ikdam eder ola ona dahi *عجرفية*denirجَلَعْبَي : شديد النظر
bir husus çetin ve çaparız ve dolaşık ve peçapeç olmak haleti,firib,hile,fend,aldatma,bir nesne kalın ve kaba ve yakışıksız ve uslupsuz ve endamsız olmak,düzen,mekr,keyd,al,bela,musibet,dahiye,cüret ve ikdam sahibi kimseعِنْدَأَوَةٌ : عُسر، إلتواء و في المثل : إن تحت طرّيقتك لعندأوة
bir nesneyi bir nesneye medarı metanet eylemek,bir kimseyi bir kimseye püşt ve penah ve kuvvet-i zahr kılmak,ihkam için binaya dayak ve payendan ve destek nasp eylemek,hayvan ve davarın ab ve alefine ve sair hizmet ve tımarına güzel takayyut ve riayet etmekرَدْءٌ
paslı ve lekeli nesne,alüde -i ayıp ve ar ve lekenak lüm ve hasaset ve idbar olan kimseصَدِئٌ و يقال رجل صضاغر صَدِئٌ اي لزمه العار و اللؤم
kin ve düşmanlık ve diyetten alınacak kesim ve verilecek borç,şu kavimki meslek ve sanatları ve yaşamları hiçbir şeyleri olmayaضَمَدٌ
daima oturur ve yatar yani evinden çıkmaz çok yemek yer ve içer ve pek yalancı ve yaltaklanan ve uykucu kimseرَجُلٌ قُعَدَةٌ ضَجَعَةٌ أَكَلَةٌ شُرَبَةٌ كُذَبَةٌ خُضَعَةٌ نُوَمَةٌ
payidar ve sabit etmek,künh ve hakikatına varmak,hakkıyla anlamak,sağlam ve muhkem etmek,yapışıp ayrılmamak,hareketi mecali olmaacak surette darp ve cerh veya rapt ve hapis etmek,bürhan ve beyyine ile tekid ve zahire çıkarmak,ispatlamak,kanıtlamak,ispat eأَثْبَتَ : إِثْبَاتاً و في القرآنِ الكريم
şu hatuna denirki akile ve reşide olup iş ve sanatında pişkar ve hazıka ve kargüzar ola,davulcu,davul ve kös çalmakta ustad olan mehterدَرَّابَةٌ
siyah kadın,sevda,kara,malhulya illeti,bir illet ki insana arız oldukta pek gamnak ve mukedder olur ve şiddet üzere olursa bazen kendisini telef eder ve aşk ve hırs ve tamah arzu ahlat-ı erbaa dan malum hılttırki safra ve dem ve balgamdan gayrıdırسَوْدَاء (ج) سُودٌ
bir nesne çapraşık,karışık,güç,düşvar,örtülü ve kapalı ve muğlak olmak,müşkil ve ve müştebih ve mültebis olmak,hall ve cevabı güç olmak,harflere nokta ve hareke koymak,tayin etmek,işkâl,problem,sorun,çetinlik,çaprazlık,güçlük,düşvarlık,kapalılık,muğlaklıkإِشْكَالٌ (ج) إِشْكَالاَتٌ
daha kalıcı,daha devamlı,daha sürekli,daha baki,pek daimأَبْقَي و فِي القُرْآنِ الكَرِيم " بَلْ تُؤْثِرُونَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا * وَالآخِرَةُ خَيْرٌ وَأَبْقَى "
daha yakın,daha evla,iyirek,ziyade layık ve seza ve münasip olan,evla olan,daha iyi,yeğrek yani elyak ve enseb,evla,daha iyi,çok iyi,daha layık,daha haklı,daha müstahakأَوْلَي (ج) أَوْلُون و أَوَالِي (م) وُلْيَا (ج) وُلْيَات و وُلي (تث) أَوْلِيَان : أَقْرَبُ ، مُنَاسب ، لاَئِقٌ ، أَحْوَطُ ، أَحَقُّ ، أَجْدَرُ و فِي القُرْآنِ الكَرِيمِ
daha büyük,daha çok,daha kesretlidaha bol,rey ve fikri daha metin doğru,semer,vurmuş arkası semerden yara olmuş deve,omuzu yağır olan deveأَجْزَلُ (م) جَزْلاَءُ (ج) جُزْلٌ
daha yiğit,çok cesur,daha cesur,daha cürteli,pek cüretkar,daha küstaأَجْرَأُ و في المثل
pek açık,besbelli,ziyade açık,çok belli,daha açık,daha açık,daha vazıh,katı aşikare nesne,sözce daha açık ve fasih olan kimseأَبْيَنُ : أَظْهَرُ ، أَفْصَح و أَوْضَحُ كَلاَماً و تَقُولُ العَرَبُ
içinde ziyade şey mevcut olan,pür,daha güvenceli,daha garantili,daha güvenliأَضْمَنُ
daha iyi,daha üstün,daha erdemli,pek meziyetli,zor,güç,çetinأَمَزُّ (ج) مُزٌّ (م) مَزَّاءُ : أَفَْضلُ ، فَاضِلٌ ، صَعْبٌ و يُقَالُ هُوَ أَعَزُّ مِنْهُ و أَمَزُّ
daha iyi,daha iyilik edici,daha itaatli,şerefli,fazilettliأَبَرُّ : شَرِيفٌ ، أَفْضَل و في المَثَلِ
daha iyi,en iyi örnek,ideal,daha erdemli,pek faziletli,daha faziletli,daha hayırlı,eşrefأَمْثَلُ : أَفْضَلُ
daha giçlü,daha şiddetli olan,daha katı olan,daha metin ve muhkem ve kuvvetli olan nesne,deniz ağzı denilen hayvanأَحْمَزُ و فِي الحَديثِ
daha ıslak,daha yaş,vücüda daha şıfalı olan deva,ilaç,derman,kötü,facir,katı husumetli,şiddetle kınayıcıأَبَلُّ (ج) بُلٌّ (م) بَلاَّء و يقُالُ لاَ شَيْئَ أَبَلّ لِلْجِسْمِ مِنْ هَذَا الدَّوَاءِ
daha sofu,pek zahit,daha fakir,daha ayrıأَزْهَدُ
daha iri,daha vücutlu,daha büyük,devأَجْأَرُ : أَضْخَمُ و يقال هذا أَجْأَرُ مِنْ ذَاكَ اَيْ اَضْخَمُ مِنْهُ
daha erdemli erkek,daha fadıl,daha ala,iyi,daha iyi,en iyi,daha üstün,daha güzel,pek erdemli,pek faziletli artıcak,efdal,daha üstün,daha güzel,pek erdemli,pek faziletli,ziyade fadıl,faziletli olan,evsaf-ı hamide ve efali mahmudesi ziyade olan,artıcak,pekأَفْضَلُ (ج) أَفَاضِلُ و أَفْضَلُون (م) فُضْلَي (ج) فُضْلَياتٌ و فُضَلٌ : خَيْرٌ ، عزيز
berk ve muhkem yerki suyu içmeye üzerinde inkile dura, daha cazip, daha çekici, daha alımlı, en cazipأَجْذَبُ
daha fazla,fazla,ziyade,büyük,bir hayli,بِمَزِيدٍ مِنْ
türemiş,artmış,artırılan,ziyadeli,artmak,artırmak,fazla,daha fazla,bir hayli,mezidمَزِيدٌ (ج) مَزِيدَاتٌ ، زِيَادَةٌ
et fazla pişmekten dağıldı,gereğinden fazla piştiهَرِأَ ـَـ هَرَأً اللّحْمُ
ilave,ek,zam,artık,fazla,prim,ardala,yol üzerine atılan fazla şey,insan hayatta oldukça başıdırعِلاَوَةٌ (ج) عَلاَوَي و عَلاَوَاتٌ : رَأْسُ الإِنْسَانِ مَادَامَ عَلَي عُنُقِهِ
et gereği gibi pişip yıpradı,et kemklerden ayrılacak şekilde fazla pişti,et fazla pişip parçalandıهَرِئَ اللَّحْمُ : تَهَرَّأَ : نَضُجَ حتي يتفسخ
artırmak,haddinden fazla yapmak,mübalağa etmek,abartmakbir vasıf ve tarifte had ve hakkikatın ötesine geçmek,herhangi bir şeyi gereğinden fazla ve aşırı bir şekilde yapmakمُبَالَغَةٌ (ج) مُبَالَغَاتٌ
kusür,fazla,ziyade,artık,dan,den,ziyade,yukarı,küsür,artık,fazla,ziyade,yüksek,birden üçe kadar olan,on,yirmi,otuz,yüz,bin gibi sayılardan sonra kullanılırنَيِّفٌ ، زِيَادَةٌ و تَقُولُ تِسْعَةُ عُمَّالٍ و نِيِّف
iş,yük veya borç ona ağırlık,sıklet vermek,meşakkat ve zorluk getirmek,belini bükmek,taşıyabileceğinden fazla yük yüklemek,fazla ağırlık,siklet ve sıkıntı vermekhavuzu doldurmakأَبْهَظَ : إِبْهَاظاً،هُ
böyle,böylece,bunca,bu kadar,onun gibi,üstelik,bundan fazla,bunun gibi,şunun gibi,onun gibi,böyle,şöyle,üstelik,bundan fazla,böyleceكَذَلِكَ : مِثْلَ ذَلِكَ
abartmak,kabartmak,artırmak,haddinden fazla yapmak,mübalağa etmek,,aşırı gitmek,uğraşmak,haddinden fazla yapmak,mübalağa etmek,abartmak,aşırı gitmek,,uğraşmak,büyütmek,aşırı gitmek,bir işte kusur bırakmayıp son dereceye kadar cehd ve ikdam etmekبَالَغَ : مُبَالَغَةً و بِلاَغاً فِي
fazla değilليس أكثر
fazla eşyaأمتعة زائدة
fazla bağajأمتعة زائدة
gereğinden fazlaأكثر من اللازم
fazla kiloوَزْنُ زَائِدٌ
nakışlamak,tenkiş etmek,iki yahut ziyade renkle boyamak,bir şeyi iki ve daha fazla renle boyayıp süsleme,desenlemekنَقَّشَ : تَنْقِيشاً
nesneyi iki ve daha fazla renkle boyayıp süslediنَقَّشَ الشَّيْئَ
nakışlamak,tenkiş etmek,iki yahut ziyade renkle boyamak,bir şeyi iki ve daha fazla renle boyayıp süsleme,desenlemekنَقَّشَ : تَنْقِيشاً
nakışlamak,tenkiş etmek,iki yahut ziyade renkle boyamak,bir şeyi iki ve daha fazla renle boyayıp süsleme,desenlemekنَقَّشَ : تَنْقِيشاً
süsleme sanatıفن الزخرفة
kabak süsleme sanatıفن تزيين القرعة
nakış,süs,desen,resim,tarz,boyama,süsleme,oymacılık,nakışlamak,diken çıkarmak,süslemekنَقْشٌ (ج) نُقُوشٌ (جج) نُقُوشَاتٌ
altın kaplama,altın levhaları yapıştırarak süsleme sanatıإِشَاجَةٌ
tezhip,altınla kaplamak,yaldızlamak,altınile tıla etmek,kumaşi,çine sürme vurup dokumak,altın rengi gibi parlak renklerle süsleme yapmak,altınla yazmak,bezemek,sen git demekتَذْهِيبٌ (ج) تَذْهِيبَاتٌ
Bilgilendirme
Sitemize yen kelimeler ve yeni diller Arapça Türkçe Türkçe Arapça, Arapça-Arapça Farsça Arapça,İngilizce,Arapça Endonezyaca Arapça dilleri eklenerek güncelleştirilmiştir إن موقعنا تم تحديثه بعد أن أضفنا إليه الكلمات الجديدة و القواميس الجديدية مثل قاموس عربي عربي و قاموس تركي عربي و عربي تركي و فارسي عربي و إنجليزي عربي و أندونوسي عربي و سوف نقوم بتحديثه كل ستة شهور مرة إن شاء الله
Blog

Merkezi Çeviri Sistemi Kullanmanız İçin 5 Neden


Teknoloji Çeviri Sektörüne Ne Getirdi?


ÇeviriBlog Tarihçesi


ÇEVBİR Dünya Çeviri Gününü Kutluyor!


Makineler Çevirmenlerin Yerini Alabilir Mi?


Paylaş
Elmawarid
Benzer Terimler
ElmaWarid