900.000'DEN FAZLA KELİME İÇEREN TÜRKİYENİN EN KAPSAMLI SÖZLÜĞÜNE HOŞ GELDİNİZ. أَهْلاً و سَهْلاً بِكُمْ فِي مَوْقعِنَا المَوَارِد أَوَّلُ مُعْجَمٍ عَرَبِيٍّ تُرْكِيٍّ و تُرْكِيٍّ عَرَبِيٍّ حَيٍّ رَقَمِيٍّ عَالَمِيٍّ فَوْريٍّ عَصْرِيٍّ يَشمِلُ أَزْيَدَ مِنْ 900.000 كَلِمَة عَرَبِيَّةِ تُرْكِية و مُصْطَلَحَات و تَعَابِير شَتَّي
ElmaWarid dğdan veya yüksek yerden düşen hayvan,yozlaşan,kötüye giden kelimesinin anlamı ElmaWarid
Orjinal Metin Anlam
dğdan veya yüksek yerden düşen hayvan,yozlaşan,kötüye giden مُتَرَدِّيّةٌ و فِي القُرْآِنِ الكَرِيِم ...حُرِّمَتْ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةُ وَالدَّمُ وَلَحْمُ الْخِنزِيرِ وَمَا أُهِلَّ لِغَيْرِ اللَّهِ بِهِ وَالْمُنْخَنِقَةُ وَالْمَوْقُوذَةُ وَالْمُتَرَدِّيَةُ وَالنَّطِيحَةُ وَمَا أَكَلَ السَّبُعُ إِلاَّ مَا ذَكَّيْتُمْ وَمَا ذُبِحَ عَلَى النُّصُبِ وَأَن تَسْتَقْسِمُواْ بِالأَزْلامِ ذَلِكُمْ فِسْقٌ الْيَوْمَ يَئِسَ الَّذِينَ كَفَرُواْ مِن دِينِكُمْ فَلاَ تَخْشَوْهُمْ وَاخْشَوْنِ الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الإِسْلامَ دِينًا فَمَنِ اضْطُرَّ فِي مَخْمَصَةٍ غَيْرَ مُتَجَانِفٍ لِّإِثْمٍ فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ...
Benzer Kelimeler
Orjinal Metin Anlam
dğdan veya yüksek yerden düşen hayvan,yozlaşan,kötüye gidenمُتَرَدِّيّةٌ و فِي القُرْآِنِ الكَرِيِم ...حُرِّمَتْ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةُ وَالدَّمُ وَلَحْمُ الْخِنزِيرِ وَمَا أُهِلَّ لِغَيْرِ اللَّهِ بِهِ وَالْمُنْخَنِقَةُ وَالْمَوْقُوذَةُ وَالْمُتَرَدِّيَةُ وَالنَّطِيحَةُ وَمَا أَكَلَ السَّبُعُ إِلاَّ مَا ذَكَّيْتُمْ وَمَا ذُبِحَ عَلَى النُّصُبِ وَأَن تَسْتَقْسِمُواْ بِالأَزْلامِ ذَلِكُمْ فِسْقٌ الْيَوْمَ يَئِسَ الَّذِينَ كَفَرُواْ مِن دِينِكُمْ فَلاَ تَخْشَوْهُمْ وَاخْشَوْنِ الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الإِسْلامَ دِينًا فَمَنِ اضْطُرَّ فِي مَخْمَصَةٍ غَيْرَ مُتَجَانِفٍ لِّإِثْمٍ فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ...
onu hizmet veya yoldaşlık için seçti veya razı oldu veya ona yetkili ve ehil olarak gördüإِرْتَضَاهُ لِخِدْمَتِهِ او لِصُحْبَتِهِ : إِخْتَارَهُ و رَضِيَهُ و رَآهُ أَهْلاً لَهَا
denizin ortası,kavmin ortası veya toplandığı yer veya toplumu,veya ileri gelenleri,nesnenin çoğu,çoğusuأُسْطُمَةٌ (ج أَسَاطِمُ : لُجَّةُ البَحْرِ و يُقَالُ فُلانٌ فِي أُسْطُمَةِ قَوْمِهِ اَيْ فِي وَسَطِهِمْ
erkek kuzular veya otukmuş kuzular veya altı veya yedi aylık koyunlarأَخْرِفَةٌ
uyuz adamlar veya develer,sıracalı insanlar veya develer,hörgücü küçürek veya hörgücü olmayan deveأَعَرُّ (ج) عُرٌّ (م) عَرَّاءُ : الأَجْربُ مِنَ النَّاسِ و الجِمَالِ
obanın yanında veya obadan uzak bulunan deve ağılı,yola alamet olmak için oturmuş adam irtifaında dikilmiş veya çobanlar tarafından bırakılmış taşlar,iki veya üç açağa bir aba vesaire germekle hasıl olan sayeban ,kulübe,gölgelikثَايَةٌ (ج) ثَايٌ : ثَاوَةٌ
birinin burnu veya kulak ya dudak veya eli kesik olmak,çocuk fena beslenmek,iyi beslenmeyip sıska ve cılız olmak,deve yavrusu fena beslenmekten veya köçek iken binilmekten cılız kalmakجَدِعَ ـَـ جَدَعاً
bir kimsenin göz kapağı devrik olmak veya yukarıdan aşağıya doğru kapağı devrik olmak veya aşağısı yırtık veya sarkık olmakإِنْشَتَرَ : إِنِْشتَاراً
adam eliyle veya kaftanıyla veya kılıcı ile işaret ettiأَلْمَعَ الرَّجُلُ بِيَدِهِ او بِثَوْبِهِ أَوْ سَيْفِهِ: أَشَارَ
kötü akibetten veya korkudan sözü söyleyen veya işiten terlediأَنْدَي الكَلاَمُ : عَرَقَ قَائِلُهُ أَوْ سَامِعُهُ خَوْفاً مِنْ سُؤِ عَاقِبَتِهِ
nesne toz veya boz veya toprak renkli olduإِغْبَثّ الشَّيْئُ : كَانَ أَغْبَثَ
nabız veya yürek atmak veya çarpmak,helecana kapılmakبَعْرَضَ : بَعْرَضَةً ، تَبَعْرَضَ : تَبَعْرُضاً
nabız veya yürek atmak veya çarpmak,helecana kapılmakتَبَعْرَضَ : تَبَعْرُضاً ، بَعْرَضَ : بَعْرَضَةً
cinayetkar asılarak veya taşlanarak veya yakılarak idam edildiأُعْدِمَ المجْرِمُ شَنْقاً او رَجْماً او حَرْقاً
şalcı,yün veya tiftikten yapılmış mendil veya peşkirبَتِّيٌّ : بَتَّاتٌ و فِي الحَدِيثِ الشَّرِيفِ ...و فِي الحَدِيثِ الشَّرِيفِ ... فأُتِيَ بثلاثَةِ أقْرِصَةٍ على بَتِّيِّ ... ، أي مَنْديلٍ من صوفٍ، ونحوِهِ، أو الصَّوابُ بُنِّيٍّ، بالضم وبالنُّونِ...
harfi veya kelimeyi hemzeli okudu veya hemze koyduهَمَزَ الحَرْفَ او الكَلِمَةَ
yüksek,yüksek olan,yüce,üstün,ali,yüksek okul,fakülteعَالِيَةٌ (ج) عَوَال
yüksek taşlık tepe,yüksek yer ve bayır,tepecik,yokuşأَكَمَةٌ (ج) أَكَمٌ ، أَكَامَاتٌ و (جج) آكَامٌ و أُكُمٌ و إِكَامٌ
bülent,yüksek,yüksek olan,bala,ali,yüce nesneعَالِيٌ (ج) عُلاَةٌ
yüksek,yüksek olan,yüce,üstün,ali,bala,bülentعَالِيٌّ (ج) عُلاَةٌ (م) عالِيَةٌ (ج) عَالِيَاتٌ و عَوَالِي
hedef,amaç,gaye,ok nişanesi,yüksek yer,yüksek olan şey,golهَدفٌ (ج) أَهْدَافٌ
yüksek,yüksek olan,rıfatlı,yüce,bülent,,süper,lüks,ufak,inceرَفِيعٌ (ج) رُفَعَاءُ : رقيق
kızıl yüksek platolar,av yeri,yüksek bayır,yüce dağ başıمَصَادٌ (ج) أَمْصِدَةٌ و مُصْدَان : هِضَابٌ عُلْيَا حَمرَاءُ
yüksek ve iri deve hörgücü ,kemale ermiş,kamil yüksek ,mürtefiتَامِكٌ (ج) تَوَامِكُ و يقال إنه لتامك الجمال و يقال أيضا شرفك تامك و إقبالك سامك
marş,düttürü,karşılıklı söylenen şiir,yüksek sesle söylemek,nağmeli yüksek ses,şarkıنَشِيدٌ (ج) أَنَاشِيدُ
yüksek sesli,sedalı,yüksek ses çıkaranجَهُورِيٌّ
yüksek tansiyon,yüksek basınç,hipertansiyonضَغْطٌ عَالِيٌ
yardım etmek,kurtarmak,ferahlatmak,Necid bölgesine gelmek,gitmek,yüksek olmak,yüksek rütbeye nail olmakأَنْجَدَ : إِنْجَاداً، هُ
yüksek akışkanlık,yüksek likiteسُيُولَةٌ مُرْتَفِعَةٌ
yüksek öğrenim,yüksek araştırmaدِراسَةٌ عُلْيَا
yüksek gerilim,yüksek tansiyonتَوَتُّرٌ عَالِيٌّ
..madığında,olduğundan,yerden,nereden,bakımından,yönünden,dolayı,bakımında..madığında,nereden,öyleki,itibariyle,halbuki,mademki,o dan,den,çünkü,yerden ki,yerden,nerede olursa olsunمِنْ حَيْثُ : مِنْ أَيْنَمَا
öteden beriden toplamak,derlemek,devşirmek,bir şeyi oradan buradan almak,yerden almak,yerden toplayıp kaldırmak,yerden tane toplamak,bulmak,rastlamak,ansızın bir şey üzere varıp anlayıp bilmek,kapıp yutmak,kapmak,resim çekmekإِلْتَقَطَ : إِلْتِقَاطاً ، هُ
yerden çıkan akıcı şeyler,sızıntı,yerden veya tulumdan sızan su sızıntısı,sızmak,sızmaنَزٌّ
yerden tane almak,toplamak,devşirmek,çekmek,almak,çekmek,yerden toplamak,devşirip almak,birinin yanına ansızın uğrayıp onun yaptığını ve işlediğini görüp almak,yerden devşirmek,şuradan buradan almak,yayını almakإِلْتِقَاطٌ (ج) إِلْتِقَاطَاتٌ و فِي القرآن المَجِيد ِ ... فَإلْتَقَطَهُ آلُ فِرْعَوْنَ ...
mantarcı,yerden mantar ve yer elması toplayıp satan,yerden mantar dirip devşiren kimseكَمَّاءٌ
bir yerden uzaklaşmak,gizli açıklanmak,ayrılmak,geniş yere,çöle varmak,yerini terk edip yabana gitmek,uzak ve hali yerlere gitmek,zail olmak,ortadan kalkmak,meydana çıkmak,bir yerden savuşup gitmek,bir yerden uzaklaşmak,gizli açıklanmak,bir yerden savuşup gitmek,ayrılmak,geniş yere,çöle varmakبَرِحَ ـَـ بَرَحاً و بُرُوحاً و بَرَاحاً
yerden almak,toplamak,devşirmek,çekmek,yerden tane almakإِلْتِقَاطٌ
rüzgar şiddetli esip toz toprağı yerden kaldırıp dağıttı,rüzgar tozu,toprağı yerden savurduأَنْشَبَتِ الرِّيْحُ : إِشْتَدَّ هُبُوبُهَا و فَرَّقَتِ التُّرَابَ
bir şeyi oradan buradan almak,yerden almak,bulmak,kapmak, yerden tane toplamak,devşirmek,ansızın bir şey üzere varıp anlayıp bilmek,kapıp yutmak,çekmekإِلْتَقَطَ : إِلْتِقَاطاً
yerden tane toplamak,yerde almak,yerden almak,yorulmadan almak,bir iki kitaptan almak,kapmak,devşirmek,bulmak,toplamak,kapmak,yerden almak,devşirmek,yerden almak,yorulmadan almak,bir iki kitaptan almakلَقَطَ ـُـ لَقْطاً ، هُ
bayır ve tepe gibi yüksek bir yerden ansızın kavmin üzerine çıkageldi,bir tepenin arkasından ve buna benzer yerden ansınız kavime zuhur etti,kavmin önüne çıkıverdiأَجْبَأَ عَلَي القَوْمِ : أَشْرَفَ عَلَيْهِمْ اَيْ طَلَعَ عَلَيْهِمْ فَجْأَةً منْ مَحَلٍّ عَالٍ
çıkmak,karnı geniş olmak,genişlemek,yere yaklaşmak,asılmak,kavim bir yerden başka bir yere gitmek,bir yerden bir yere göçmek,sallanmak,karın sülpümekإِنْدَالَ : إِنْدِيَالاً
bir şey yüksek olmak,bir yerden çıkıp başka bir yere gitmek,yükselmek,bir yerden başka bir yere çıkmak,gizlice seslenmek,gelmek,haber vermekنَبَأَ ـَـ نَبْأً و نَبَاَ و نُبُؤاً مِنْ
kendi tarafına çekmek,ithal etmek,başka yerden getirmek,celp etmek,çağırmak,bir yerden sürülüp götürülen mevaşi,davarlar ve esirler makulesine denirki sürek tabir olunur *مَجْلُوبٌ* meclup manasına,çelep,ticaret maksadıyla getirilen hayvan,davar,mal,giryo ve feryad ve çığıltıجَلَبٌ (ج) أَجْلاَبٌ و يقال ما هذا الجلب اي إختلاط الصوت و يقال إشتري من الجلب وهو ما جلب من الخيل و غيرها و في الحديث الشريف ... لا جَلَبَ و لا جَنَبَ ...
yürek oynamak,geğirmek,bir yerden çıkmak,hoplamak,gönül bulanmak,gece karanlığı basmak,deniz kararıp karışmak,geğirmek,deniz kalkmak,bir yerdençıkmak,dalgalanmak,kalkmak,koyun boğazından ses çıkarmak,bir yerden bir yere gitmek,yer bütün nebatını çıkarmak,titsinmek,bir kere sıçramakجَشَأَ ـَـ جَشَأً و جُشُوءاً
Şilyak takım yıldızına mensup bir yıldız adı,düşen kartal,Kuzey kutbunda bulunan bir yıldız,düşen kartaنَسْرٌ وَاقِعٌ
yabandan düşen şeyi almak,yerden almak,toplamak,devşirmmek,dermek,hasattan sonra başak toplamak,devşirmek,yabandan düşen şeyi almakلَقْطٌ
düşenمُتَهَاوِيٌ
düşenساقط ، مترتب ، منخفض
düşen yaprakمُعْبِلَةٌ (ج) مُعْبِلاَتٌ
düşen yaprakنَافِضَةٌ (ج) نَافِضَاتٌ
düşen,düşükسَاقِطٌ : وَاقِعٌ
düşen,dökülenمُتَسَاقِطٌ
düşen nesneمُنْقَضَّةٌ
yere düşenسَاقِطٌ عَلَي الأَرْضِ
düşen rejimنِظَامٌ مُتَهَاوِي
düşen nesne,düşütسِقْطَةٌ
düşen petrol fiyatlarıأسعار البترول المنخفضة
yüzü üstü düşenمُنْكَبٌّ عَلِي وَجْهِهِ
suy düşen çerçöpأَتَاءٌ
dğdan veya yüksek yerden düşen hayvan,yozlaşan,kötüye gidenمُتَرَدِّيّةٌ و فِي القُرْآِنِ الكَرِيِم ...حُرِّمَتْ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةُ وَالدَّمُ وَلَحْمُ الْخِنزِيرِ وَمَا أُهِلَّ لِغَيْرِ اللَّهِ بِهِ وَالْمُنْخَنِقَةُ وَالْمَوْقُوذَةُ وَالْمُتَرَدِّيَةُ وَالنَّطِيحَةُ وَمَا أَكَلَ السَّبُعُ إِلاَّ مَا ذَكَّيْتُمْ وَمَا ذُبِحَ عَلَى النُّصُبِ وَأَن تَسْتَقْسِمُواْ بِالأَزْلامِ ذَلِكُمْ فِسْقٌ الْيَوْمَ يَئِسَ الَّذِينَ كَفَرُواْ مِن دِينِكُمْ فَلاَ تَخْشَوْهُمْ وَاخْشَوْنِ الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الإِسْلامَ دِينًا فَمَنِ اضْطُرَّ فِي مَخْمَصَةٍ غَيْرَ مُتَجَانِفٍ لِّإِثْمٍ فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ...
yozlaşanمتردئ
yozlaşan ekonomik durumوضع إقتصاديّ مترديّ
yozlaşan,kötüleşen,müterdediمُتَرَدِّيٌ
başıboş hayvan,kendi haline çayıra bırakılmış hayvan ,serbest bırakılmış hayvan,salma deve,daim merada otlayan hayvanسَائِبَةٌ
bıçağa gelen kuzu,boğazlanmış hayvan,kurban,kurbanlık hayvan,kesilen hayvanذَبِيحٌ (ج) ذَبْحيَ: مَذْبُوحٌ
kötüye almaسؤ التلقي
kötüye kullanmkإساءة الإستعمال
kötüye yormakتشأم ، سؤ التأويل
kötüden daha kötüyeمن السيئإلي الأسوأ ، من سؤ الحال إلي الأسوأ
kötüye giden durumوضَْعٌ مُتَرَدِّئٌ
ekonomik yetkilerin kötüye kullanılmasıإِسَاءَةُ إِستِعْمَالِ السُلُطَاتِ الإِقْتِصَادِيَّةِ
ekonomik çöküş,kötüye gidişتَدَهْوُرٌ إِقْتِصَادِيٌّ
güveni,krediyi kötüye kullanmakإِسَاءَةُ الإِئْتِمَانِ
davar,sürüngen,yerde yürüyen hayvan ,dabbe,hayvan,yeryüzünde dolaşanların hepsi,daha çok binit olarak kulanılanlar için,davar,sürüngen,dabbe,yerde yürüyen hayvan,at ve dört ayaklı hayvan,malدَابَّةٌ (ج) دَوَّابٌ و في القُرْآنِ الكَرِيمِ ... والله خلق كل دَابَّةٍ من ماء ...وَما مِن دابَّةٍ فِي الأَرضِ وَلا طائِرٍ يَطيرُ بِجَناحَيهِ إِلّا أُمَمٌ أَمثالُكُم ما فَرَّطنا فِي الكِتابِ مِن شَيءٍ ثُمَّ إِلى رَبِّهِم يُحشَرونَ
yürüyen,giden,açık,işlek,işleyen,sülük eden,giden,salikسَالِكٌ
yaz mevsiminde esen rüzgar,Cenup rüzgarı,şiddetli ve sıcak yel,sağdan sola giden av,geçen zaman,avcının sağ tarafından zuhur edip sol tarafına doğru giden av,soldan sağa gelen kuş veya canavar,sağ taraftan çıkıp sol tarafa kaçan av,kuş,hayvan,ayrılan,terkeden,giden,بَارِحٌ (ج) بَوَارِحُ : سَانِحٌ و فِي المَثَلِ ... إنَّمَا هُو كَبَارِحِ الإِرْوَي قَليلاَ مَا يَرَي ... و فِي المَثَلِ الآخَرِ ... نَوْآن شَالاَ مُحْقِبٌ و بَارِحٌ ...
melez,karışık,hızlı giden deve,alçak,cimri,hecin,kötü mayalı,anası Arap babası Arap olmayan,soyu ve cinsi asil olmayan at,cismi hafif süratli giden bir deveهَجِينٌ (ج) هُجُنٌ و هُجَنَاءُ و هُجْنَانٌ و هَجَائِنُ و مَهَاجِينُ و مَهَاجِنَةُ و هُجْنٌ و هَوَاجِنُ
yaz mevsiminde esen rüzgar,Cenup rüzgarı,şiddetli ve sıcak yel,sağdan sola giden av,geçen zaman,avcının sağ tarafından zuhur edip sol tarafına doğru giden av,soldan sağa gelen kuş veya canavar,sağ taraftan çıkıp sol tarafa kaçan avبَارِحٌ (ج) بَوَارِحُ : ريح حَارَّةٌ و فِي المَثَلِ ... إنَّمَا هُو كَبَارِحِ الإِرْوَي ...
noksan,teltik,eksiklik,bir şeyden eksilip giden miktar,eksilme,noksan olmak,noksanlık,bir şeyden eksilip giden miktar,teltikنُقْصَانٌ
verilen sözde durmamak,suvarmak, yerine halef etmek, kılıç karmak için elini uzatmak, evladı ve malı giden kimseye ( أخلف الله تعالي عليك اي ردّ عليك مثلما ذهب) derler kardeşi, babası ve amcası giden kimseye ( أخلف الله تعالي عليك خليفة ما ذهب ) derlerإِخْلاَفٌ : إِسْقَاءٌ
eksilmek,eksiltmek,eksiklik,ayıp,kusur,noksan,ayıp,kusur,noksan,noksanlık,eksilme,zaaf,bir şeyden eksilip giden miktar,zaaf,bir şeyden eksilip giden miktarنَقْصٌ
gidenذَهُوبٌ
gidenذاهب ، الذي ذهب، صادر، مؤدي ، زائل، مغادر
sürüp gidenممتد
giden kargoشَحْنٌ صَادِرٌ
giden uçakطائرة مغادرة
ırak giden okمِطْحَرٌ
giden postaبريد صادر
giden,gidiyorرَائِحٌ ، ذَاهِبٌ
Benzer Kelimeler
Bilgi Paneli
elmawarid.com/info/whatsapp:00-905368448163
Paylaş
Elmawarid
Kelime Havuzu
- أَعْلَنَ عَنِ الإِْضرَابِ المفْتوحِ - إِسْتَوْكَحَ الرَّجُلُ : أَمْسَكَ ولَمْ يُعْط - تعليم الهندسة بالتمارين - مضيق، خليج ، بوغاز، نحر ، حلق ، حلقوم ، بلعوم ، زور حنجرة ، ترقوة ، زقاق ، خليج ، بوغاز بين البحر او البر او النهر ، عنق (ج) أعناق ، خانق الجبل ، درب ، شرم البحر ، جيد(ج) أجياد ، خانق البحر ، مأزم ((ج)مآزم ، قفيل ، باب الزقّ - أَبُوصٌ : فَرَسٌ أَبُوصٌ - جَابَةٌ ، مَجُوبَةٌ ، جِيْبَةٌ و في المثل : ...أساءَ سَمْعاً فأَسَاءَ جَابَةً ... - أَفَكٌ و يُقَالُ أَصَابَ بِأَفَكَيْهِ - مترسب - نَسْفٌ - نُقْطَةُ تَحَوُّلٍ - ذُو بُعْدٍ - عُدَمَاءُ - أَرْفَقُ : رَافِقٌ : نَافِيعٌ ، مُفِيدٌ : الجَمَلُ الّذِي إنْفَتَلَ مِرْفَقُهُ عَنْ جَنْبِهِ و يُقَالُ هَذَا الأَمْرُ أَرْفَقُ بِكَ او عَلَيْكَ اَيْ نَافِعٌ ومُفِيدٌ لَكَ - أَزِيزٌ : صَوْتُ الفَوَرَان - تَابِعَةٌ لِقَضَاءِ فُلاَنِيَّةِ - تغذية الناسخة بالحبر و الأوراق - محل مظلل - جَذَبَ النَّخْلَةَ - تَحْسِينُ العَلاَقَاتِ - إِرْتَفَقَ الإِنَاءُ : إِمْتَلأَ - أَثْلَجَتْ الدُّنْيَا ،ثَلَجَتْ السّماءُ ، أَثْلَجَتْ السَّمَاءُ - مُجْتَوِرٌ (ج) مُجْتَوِرُون - خِوِّيفٌ - غلاف نايلون - إزْدَجَاهُ : إِسْتَحَثَّهُ - بَاعَهُ - صَيَّرْتُهُ يَقْرَأَ القُرْآنَ الكَرِيمَ - فَرَزَ الأَصْوَاتَ يَدَوِيّاً - مُحوِلٌ - نَفْضَةٌ
ElmaWarid