1.500.000 'DAN FAZLA KELİME İÇEREN TÜRKİYENİN EN KAPSAMLI SÖZLÜĞÜNE HOŞ GELDİNİZ. أَهْلاً و سَهْلاً بِكُمْ فِي مَوْقعِنَا المَوَارِد أَوَّلُ مُعْجَمٍ عَرَبِيٍّ تُرْكِيٍّ و تُرْكِيٍّ عَرَبِيٍّ حَيٍّ رَقَمِيٍّ عَالَمِيٍّ فَوْريٍّ عَصْرِيٍّ يَشمِلُ أَزْيَدَ مِنْ 1.500.000 كَلِمَة عَرَبِيَّةِ تُرْكِية و مُصْطَلَحَات و تَعَابِير شَتَّي
ElmaWarid atın tırnağı su gözlerine yetişti kelimesinin anlamı ElmaWarid
Orjinal Metin Anlam
atın tırnağı su gözlerine yetişti أَعْيَنَ الحَافِرُ : بَلَغَ عُيُونَ امَاءِ
Benzer Kelimeler
Orjinal Metin Anlam
atın yancığında olan dairedirki atın ayıplarındandır ve yancık kuyruğuyla darbettiği yerdirنَاخِسٌ
atın göğsü,atın boğazında mustrip olan yer,ahmak,beceriksiz,bön,ebleh,kalın kafalı kaba cahil ve bedmanzar adam,بَلْذَمٌ : بِلْذَامٌ ، بَلْدَمٌ ، أَحْمَقُ
atın dizginini salı verdi,atın dizginini bırakıp iştahı üzere seğirtsin diye kendi haline bıraktı,dört nal koştuأَرْخَي الفَرَسِ او للِفَرَسِ : أَطْلَقَ عِنَانَهُ
güzellik,parlaklık,sığır gözü denilen papatyanın çiçeği,öküz gözü,sarı papatya,sarı renk,atın göğsü,atın göğsündeki beyaz leke,gümüldürük,sirebend,berbend,baharبَهَارٌ
omuzu yassı kimse,yağrını yassı kimse,omuzundan şikayet eden,atın veya devenin talılarının arası geniş ve açık olması,atın omuz kemiklerinin üstlerinde olan genişlikأَكْتَفُ (ج) كُتْفٌ (م) كَتْفَاءُ : عَرِيضُ الكَتْفِ ، الّذِي يَشْتَكِي كَتْفَه ، منَ الخَيلِ أَوِ الجِمَالِ مَا بِهِ الكََتَفُ ، مِنَ الخيْلِ الّذِي فِي أَعَالِيِ عِظَامِ كَتْفَيْهِ إِنْفِرَاجٌ
güzellik,her güzel ve ilginç olan şey,parlaklık,sığır gözü denilen papatyanın çiçeği,öküz gözü,sarı papatya,sarı gül ki baharda biter,sarı renk,atın göğsü,atın göğsündeki beyaz leke,gümüldürük,sirebend,berbend,Kürtçede bahar mevsimiبَهَارٌ : عَيْنُ البَقَرِ (نَبَاتٌ طَيِّبُ الرَّائِحَةِ ) ، جَمَالٌ ، كُلُّ شَيْئٍ حَسَنٌ مُثِيرٌ
marifet,hüner,biliş,bilgi,tanışma,bildik,bilmek,iman,yakin,ilim,tanımak,sonradan bilmek,marifet,iyilik,tanıdık,yele,atın yelesi bittiği yer,beygirlerin yelesinin yeri,yele,atın yelesi bittiği yer,beygirlerin yelesinin yeriمَعْرِفَةٌ (ج) مَعَارِفُ ، عِلْمٌ ، وُقُوفٌ
atın eyeriسَرْجُ الحِصَانِ
atın ayaklarıقوائم الفرس ، نوافز الفرس
atın göğsüلبب الفرس ، بهار
atın ensesiقذال (ج) أقذلة
atın dolunlarıأصداغ الفرس
atın diziثفنة الفرس
atın çeneleriفكّا الفرس
atın beliبَهْرَةُ الفَرَسِ : وَسَطُهُ
bütün tırnaklı hayvanın tırnağı kenarıdır,at tırnağı,tırnak ucu,at toynağının önü,öne geçen,ilerleyenسُنْبُكٌ (ج) سَنَابِكُ
iblis tırnağıأظفار الطيب ، أظفار العفريت
şeytan tırnağıظفر الشيطان : نوع من القماش القطن الملون يقال له جلد العفريت ، ظفر العفريت
tırnağı kestiقَلَمَ الظِّفْرَ
at tırnağı çatlağıنملة ، شق في الحافر
tırnağı yonulmuşمبطور الحافر
tilki tırnağıخصي الثعلب ، سحلب ، ظفر الثعلب
katır tırnağıوزّال ، رتم (نبات)
tilki tırnağıخُصَي الثَّعْلَبِ
tırnağı kestiقَصَّصَ الظِفْرَ
tırnağı çatlayıp yarıldıشَكِئَ ـَـ شَكأً ظِفْرُهُ : تَشقق
tilki tırnağı (bot)خصي الثعلب، سحلب
tırnağı kökünden kopardıقَلَفَ الظِّفْرَ : إِسْتَأْصَلَهُ
aslan tırnağı,pençesiمِضْبَثٌ (ج) مَضَابِثُ
davarın toynağı,tırnağı pekiştiإِسْتَقْرَعَ الحَافِرُ
su akmak,su akıtmak,su yeri yarmak,yerden kaynayıp akan suبَجْسٌ : بَجِيسٌ : يقال مَاءٌ بَجْسٌ و مُنْبَجِسٌ
şu koyunki sahibinin evinde olup sağıla,şu koyunki açlıkta,kıtlıkta kesile,şu koyunk ki hastalık olmaksızın boğazlana, şu şeyki boncuk ve benzeri şeyler çocuğa takılaتَئْمَةٌ : تَيْمَةٌ : الشَّاةُ التي تَكُونُ فِي مَنْزِلِ صَاحِبِهَا يَحْلِبُهَا ، الشَّاةُ الّتِي تُذْبَحُ فِي المَجَاعَةِ ، الشَّاةُ التِي تُذْبَحُ مِنْ غَيْرِ مَرَضٍِ، مَا يُعَلَّقُ عَلَي الوَلَدِ مِنْ خَرْزَةٍ و نَحْوِهَا
burnuna su alıp sümkürmek,temizlik için buruna su çekip geri püskürmek,burnu yıkamak için su çekmek,burna su çekip tekarar salıvermekإِسْتَنْثَرَ : إِسْتِنْثَاراً
albümin,protein,tatlı,duru ve boğazdan tez iner su,tatlı safi su,ziyade tatlı su,saf,tatlı,hafif su,yumurta akı,zülalزُلاَلٌ (كر) : آح : بياض البيض
su çoğalmak,su çoğalıp taşmak,su basmak,bollaşmak,adam bilgisiz,cahil olmakغَمُرَ ـُـ غَمَارَةً و غُمُورَةً
maşraba,su tası,su bardağı,içinde su içilen kap,suvak,köşkمَشْرَبَةٌ (ج) مَشَارِبُ
su yere sinişüp gitmek,su yere batmak,sinmek,soğulmak,su azalmak,su yere geçmekنُضُوبٌ : نَضْبٌ
su makulesi şeyler çoğalmak,su kabarmak,kaba su koymak,kırkmak,ısırmak,galip olmak,tamطَمٌّ
ersuyu,meni,su,sperma,damla,katre,duru su,berrak su,küpe,ufak ve gerçek inciنُطْفَةٌ (ج) نُطَفٌ و نِطَافٌ : و فِي القُرْآنِ الكَرِيمِ
duru su,arı su,saf su,ab-ı zelalسَلْسَالٌ : مَاءٌ زُلاَلٌ
yeryüzünde akan su,yerden sızan su,çorak suإِمَدَّان : نَزٌّ
boğazdan kolay geçen su,bağırdan genez geçen su tatlı ve serin su,ziyade tatlı ve latif olup asanlık ile içilen suسَلْسَلٌ
su akmak,su akıtmak,su yeri yarmakبَجْسٌ
safi su,gök su,mavi su,kataraktمَاءٌ أَزْرَقُ اي صَافٍ
su fışkırmak,tulumdan su çıkmak,sızmak,buluntan su fışkırmak,akmak,damardan kan fışkırıp boşanmak,bulut çeşme gibi yağmur yağdırıp boşanmak,köpek işemek,tulumun deliğinden su fışkırıp boşanmakتَغَرَ ـَـ تَغْراً وتُغُوراً
gözlerine inanamadıلم يقدر أن يصدق عيونه
gözlerine uyku bastıنَكَحَ النُّعَاسُ عَيْنَيْهِ : غَلَبَهُ
su gözlerine yetiştiأَعْيَنَ المَاءَ : بَلَغَ عُيُونَهُ
gözlerine parmaklarını sokmakإِدْخَالُ أَصَابِعِهِ فِي عُيُونِهِ
gözlerine sürme çekti,كَحَلَ عَيْنَيْهِ
atın tırnağı su gözlerine yetiştiأَعْيَنَ الحَافِرُ : بَلَغَ عُيُونَ امَاءِ
atın toynağı su gözlerine yetişmekأَعْيَنَ : إِعْيَاناً
kuyu kazan kişi suyun gözlerine erişti,çeşmelere vardıأَعَانَ الحَفَّارُ : بَلَغَ عُيُونَ المَاءِ
kendi gözüne sürme sürünmek,sürmelenmek,gözlerine sürme sürmekتَكَحّلَ : تَكَحُّلاً
göze sürme sürünmek,sürmelenmek,gözlerine sürme sürmek,sürme çekinmekإِكْتَحَلَ : إِكْتِحَالاً
koyun gözlerine benzer olan göz ki pek makbuldur,ela gözlü,şehla,karası mavimsi olan gözشَهْلآءُ
sürmelenmek,gözlerine sürme sürmek,göze sürme çekinmek,göze sürme sürünmek,gözüne sürme çekmekإِكْتحلَ : إِكْتِحَالاً و يَقُولُ العَرَبُ
yetiştiتربي ، نشأ ، أدرك
yeter,yetişti !كَفَي ، بَسْ !
namaza yetiştiإِسْتَدْرَكَ الصَّلاَةَ : أَدْرَكَهَا
ekin yetiştiنَوَّرَ الزَّرْعُ : أَدْرَكَ
yemiş yetiştiأَدْرَكَ الثَّمَرُ
ona yetiştiلَحِقَ بِهِ
namaza yetiştiأَدْرَكَ الصَّلاَةَ : لَحِقَهَا
çekirdekten yetiştiنشَأَ مِنَ الصِّغَرِ
ona at yetiştiإِلْتَبسَتْ بِهِ الخَيْلُ : لَحَقَتْهُ
bahçeye yetiştiوصل إلي البستان
ona yetiştiأَلْحَقَ بِهِ : لَحِقَ بِهِ و أَدْرَكَهُ
yeter,yetişti !كَفَي ، بَسْ !
ona yetiştiتَلَفَّقَ بِهِ : لَحِقَهُ
ağaç yetiştiأَغَنَّ الشَّجَرُ : أَدْرَكَ
namaza yetiştiأَدْرَكَ الصَّلاَةَ : لحقها
Bilgilendirme
Sitemize yen kelimeler ve yeni diller Arapça Türkçe Türkçe Arapça, Arapça-Arapça Farsça Arapça,İngilizce,Arapça Endonezyaca Arapça dilleri eklenerek güncelleştirilmiştir إن موقعنا تم تحديثه بعد أن أضفنا إليه الكلمات الجديدة و القواميس الجديدية مثل قاموس عربي عربي و قاموس تركي عربي و عربي تركي و فارسي عربي و إنجليزي عربي و أندونوسي عربي و سوف نقوم بتحديثه كل ستة شهور مرة إن شاء الله
Paylaş
Elmawarid
Benzer Terimler
ElmaWarid