1.500.000 'DAN FAZLA KELİME İÇEREN TÜRKİYENİN EN KAPSAMLI SÖZLÜĞÜNE HOŞ GELDİNİZ. أَهْلاً و سَهْلاً بِكُمْ فِي مَوْقعِنَا المَوَارِد أَوَّلُ مُعْجَمٍ عَرَبِيٍّ تُرْكِيٍّ و تُرْكِيٍّ عَرَبِيٍّ حَيٍّ رَقَمِيٍّ عَالَمِيٍّ فَوْريٍّ عَصْرِيٍّ يَشمِلُ أَزْيَدَ مِنْ 1.500.000 كَلِمَة عَرَبِيَّةِ تُرْكِية و مُصْطَلَحَات و تَعَابِير شَتَّي
ElmaWarid alışverişte karar vererek el ele tutuşmak,birbirine alıp vermek,satışmak kelimesinin anlamı ElmaWarid
Orjinal Metin Anlam
alışverişte karar vererek el ele tutuşmak,birbirine alıp vermek,satışmak تَبَايَعَ : تَبَايُعاً
Benzer Kelimeler
Orjinal Metin Anlam
alışverişte faiz aldıأَمْجَرَهُ فِي البَيْعِ : رَابَاهُ
alışverişte ona zülüm ettiأَحْلَسَهُ فِي البَيْعِ : ظَلَمَهُ فِيْهِ
kavim alışverişte birbirlerini aldatıp zarar verdilerتَبَاخَثَ : تَبَاخُساً القَوْمُ : خَدَعَ بَعْضُهُمْ بَعْضاً فِي البَيْعِ و الشِّرَاء و نَحْوِهِمَا
alışverişte karar vererek el ele tutuşmak,birbirine alıp vermek,satışmakتَبَايَعَ : تَبَايُعاً
bir nesneyi davarın karnında iken satmak,alışverişte faiz almak,koyunun yavrusu karnında büyüyüp ağırlaşıp zayıf düşmekle yerden kalkamamakأَمْجَرَ : إِمْجَاراً ، هُ و يُقَالُ أَمْجَرْتُ الشَّيْئَ أَيْ بِعْتُهُ بِمَا فِي بَطْنِ هَذِهِ النَّاقَةِ
istikrar,sukün,sebat,karar bulmak,karar tutmak,kararlaşmak,ber karar olmak,gülümsemek,parlamak,koklamak,karar ve sebat üzere olmak,sabit ve üstüvar olmakإِسْتِقْرَارٌ (ج) إِسْتِقْرَارَاتٌ : سُكُونٌ ، ثُبُوتٌ
bir yerde kalmak,bir yerde yerleşip karar bulmak,karar kılmak,ikamet etmek,karar tutmak,kararlanmak,kararlaşmak,yerleşmek,iskan etmek,oturtmak,kararlaştırmak,yerleşmek,dinlenmek,bir yerde durmak,sakin ve sabit olmak,karar kılmak,berkarar olmak,kurulmakإِسْتَقَرَّ : إِسْتِقْرَاراً بِ ، عَلَي ، فِي
istikrar,karar bulmak,karar tutmak,kararlaşmak,orurmak,yerleşmek,sukün,sebatإِسْتِقْرَارٌ (ج) إِسْتِقْرَاراتٌ
karar kılmak, karar tutmak, kararlanmak, kararlaşmak, yerleşmek, iskan etmek, oturtmak, kararlaştırmakإِسْتَقَرَّ : إِسْتِقْرَاراً
hüküm,karar,emir,buyruk,karar,iktidar,yönetim,yargı,idare,kanaat,görüş,yargılama,hüküm etmek,otoriteحُكْمٌ (ج) أَحْكَامٌ ، أَمْرٌ ، قَضَاءٌ ، قَرَارٌ ، سُلْطَةٌ و فِي القُرْآنِ الكَرِيمِ
ana ağaçtan ayrılıp ayrıca kök salmış hurma fidanı,insan ve hayvan sağrısı,geri çevrilmesi mümkün olmayan şey,kati karar,kesin kararبَتِيْلَةٌ (ج) بَتَائِلُ : يقال هو علي بتيلة من رأيه
karar buldu,karar tuttuإِسْتَنامَ : إِسْتَقَرَّ
son karar,nihai kararقَرَارٌ نِهَائِيٌّ
bilgece karar,akıllıca kararقَرَارٌ حَكِيمٌ
ana ağaçtan ayrılıp ayrıca kök salmış hurma fidanı,insan ve hayvan sağrısı,her uzuv ki etiyle olageri çevrilmesi mümkün olmayan şey,kati karar,kesin kararبَتِيْلَةٌ (ج) بَتَائِلُ : ، إِمْرَأَةٌ بَتُول ، مِنَ الشَّجَرِ المُتَدَلَّي ، القِطْعَةُ مِنَ النَّخْلِ الّتِي إِنْفَرَدَتْ عَنْ أُمِّهَا و إِسْتَغْنَتْ عَنْهَا ، عَزِيمَةٌ قَوِيّةٌ يقال هُوَ عَلَي بَتِيلَة مِنْ رَأْيِهِ
kökünden kesmek,yormak,yorup yoldan kemek,niyeti karar,hüküm vermek,karara bağlamak,tereddütsüz hükmü çıkarmak,vermek,geceden orucu tutmağa karar vermekبَتَّ ـُِـ بَتّاً ، هُ ، أَبَتَّ : إِبْتَاتاً ، هُ
karar vermek,üzerinde olan hakkı haber vermek ve sabit kılmak,mukarrer kılmak,berkarar etmek,itiraf etmek,ikrar etmek,kararlaştırmak,yerine koymak,yerleştirmek,teslim edip inkar etmemek,serinletmek,haber vermek,evet demek,ikrar etmek,dil ile söylemek,tastik etmek,ispat etmek,tesbit etmek,yerleştirmek,kabul etmek,karar ettirmek,bir yerde karar etmek,karar ettirmek,soğuğa girmek,soğuk geçirmek,soğuk değmek,soğutmak,sovuğa girmek,sakinleşmek,itaat etmek,hoşnut etmek,itaat etmekأقَرَّ : إِقْرَراً بِ ، لِ، هُ
kararı düzeltmek,karar tashihi,tashihi karar,تَصْحِيحُ القَرَارِ
müsavat,eşitlik,düzlük,aynılık,beraber olmak,benzerlik,istikamet,doğruluk,doğru eylemek,galip olmak,bir nesneye el bulmak,gücüyle nesneye karar tutmak,karar,sebat,kemal,ekvator,temasül,itidal,istiva,itidal,kolaylıkإِسْتِوَاءٌ (ج) إِسْتِوَاءَاتٌ : مُسَاوَاةٌ ، تَمَاثُلٌ ، تَشَابُهٌ، إِسْتِقَامَةٌ ، إِعْتِدَالٌ ، سُهُولَةٌ
hüküm,yönetim,iktidar,karar,şu nesne şöyledir diye kesip atmak,kadının hükmü gibi ve şu nesne şöyle olsun diye emr etmek pdiahn hükmü gibive bir maddeye karar veren yahut davayı fasıl eden kelam veya o kelamı havi olan nesneحُكْم (ج) أَحْكَامٌ
fidye vererek canını kurtaramak,fidye karşılığında serbest bırakmak,bedel verip esirlikten kurtarmak,kişi kendini fidye vererek satın almak,feda etmek,sakınmak,korunmak,çekinmekإِفْتَدَي : إِفْتِدَاءً بِ ، مِنْ
vererekعاطيا
cevap vererekردا علي
vererek geldiجاء عاطيا
akçe vererek kurtulmakإستخلاص النفس بدفع الثمن
pek veren,vererekأَعْطَي و فِي المَثَلِ
ayağına zor vererek yürümekجد في السير
trafik kazası süsü vererekمضفيا زينة حادث المرور
yemin vererek sert davrandıأَلَتَ عَلَيْهِ باليَمِينِ
adam malını vererek bitirdiبَرَّض الرَّجُلُ : إِبْرَضَّ
eliyle devenin ağzına vererek yedirdiلَقَّمَ البَعِيرَ
boğazlanan kurbanlık hayvan can vererek uzandıإِسْبَطَرَّتِ الذَّبِيحَةُ : إِمْتَدَّتْ لِلْمَوْتِ
kavim birbirini fidye vererek kurtardıتَفَادَي القَوْمُ
kuvvetler can kayıplar vererek geri döndüعَادَتِ القُوَّاتُ مُتَكَبِّدَةً الخَسَائِرَ فِي الأَرْوَاحِ
filan şeyi vererek kendini kurtardı,satın aldıإِفْتَدَي نَفْسَهُ بِكَذَا
el ele tutuşmak,el sıkışmak,tokalaşmak ,el tutuşup selam etmek,el ele tokuşmakمُصَافَحَةٌ (ج) مُصَافَحَاتٌ
el kayısı,el taşı,el ile atılan küçük taş,avuç kayasıسُرَاعَةٌ
ellemek,el ile dokunmak,değmek,ellemek,el sürmek,el değdirmek,temas etmekلَمَسَ ـُِـ لَمْساً
usta el,becerikli el,mahir elيَدٌ مَاهِرَةٌ
alem,dünya,kainat,el,acun,cihan,el,evren,world,el,âlem,ortalık,Allahtan başka her şey,kainat,mahlukatعَالَمٌ (ج) عَالَمُون وعَوَالِمُ : دنيا ، كون ، ناس ، خلق
el işi,el yapısı,ele ait ve mensup,manuel,elle ilgili,ele ilişkin,el yapısıيَدَوِيٌّ (م) يَدَوِيَّةٌ ، كِتَابٌ وَجِيزٌ
değmekvücuda su dokunmak,sürmek,nesneye el ile yapışmak ve yoklamak,yaklaşmak,elleme,el sürmek,delirmek,ellemek,el sürmek,ilişmek,dokunuş,masaj,delilik,tesir,ellemekمَسٌّ و فِي القرآن الكَرِيم
meshi el ile işaret etmek,boğmak,el sallayarak yürümekتَذْرِيعٌ
kınalı el,kına yakılmış rengin el,bir yıldız adıكَفٌّ خَضِيْبٌ اي مَخْضُوبَةٌ بالحِنّاءِ
elle yapılmış,el yapısı,imal edilmiş,el işlemesiمَصْنُوعٌ بِاليَدِ
yoklayıcı,dokunan,el değdiren,el süren,değen,değiciلاَمِسٌ
El-drak fi Lisani el Etrak kitabını okudumقَرَأْتُ كِتَابَ الإِدْرَاكِ في لِسَانِ الأَتْرَاكِ
rötüş,elleme,el atma,el atış,dokunuş,dokunmaلَمْسَةٌ (ج) لَمَسَاتٌ
el ele tutuşmak , tokalaşmak ,el tutuşup selam etmekمُصَافَحَةٌ
el ayasına bakıp talihten haber vermek,el falıقِرَاءَةُ خُطُوطِ الكَفِّ
elden ele vermek,elden ele dolaşmak, gezmek,el değiştirmek,elden ele gezdirmek,elden ele dolaşmak,dolanmak,elden ele almak,dolaştırmak,dolandırmak,gezdirmek,gezmek,el değiştirmekتَدَاوَلَ : تَدَاوُلاً
peşin,elden ele,el eleيَداً بِيَدٍ اي تَعْجيلا بِتَعْجِيلٍ
tedavülde olan,tedavildeki,tedavülde olan,elden ele dolaşır gezer olan ,elden ele dolaşan,elden ele gezdirilen,mütedavil,dönenمُتَدَاوَلٌ
elden ele vermek,elden ele almak,dolandırmak,umuma istimal etmek,tedavül,sirkülasyonتَدَاوُلٌ (ج) تَدَاوُلاَتٌ
tedavülde olan , elden ele dolaşan ,elden ele gezdirilen,mütedavilمُتَدَاوَلٌ
elden ele vermek,elden ele gezdirmek,tedavül etmek,aralarında alıp vermek,sıra ile yapmakإِعْتَوَرَ : إِعْتِوَاراً ، هُ
tedavül etmek,elden ele birbirine iletmek,elden ele dolaştırmak,düşmana galip olmak,üstün olmakأَدَالَ : إِدَالَةً عَلَي ، مِنْ ، هُ و يُقَالُ
tedavül,elden ele vermek,elden ele gezdirmekإِعْتِوَارٌ (ج) إِعْتِوَارَاتٌ : تَدَاوُلٌ
el ele tutuşmak,el sıkışmak,tokalaşmak ,el tutuşup selam etmek,el ele tokuşmakمُصَافَحَةٌ (ج) مُصَافَحَاتٌ
el işi,el yapısı,ele ait ve mensup,manuel,elle ilgili,ele ilişkin,el yapısıيَدَوِيٌّ (م) يَدَوِيَّةٌ ، كِتَابٌ وَجِيزٌ
alıp vermek,verişmek,sataşıp meşgul olmak,ayak parmakları üzerine basıp ellerini kaldırmak,ele almak,işlem görmek,el uzatıp almak ve bir şeyi elden ele gezdirmek, alıp vermek, verişmek, birbirine vermek, kullanmak,almak ve bir şeyi elden ele gezdirmek,alıp vermek,verişmek,birbirine vermek,kullanmak,sataşıp meşgul olmakتَعَاطَي : تَعَاطِياً
istila etmek,zorla almak,ele geçirmek,elde etmek,cebren ve kahren almak,elde etmek,ele geçirmek,istila etmek,üstün gelmek,sonuna varmak,yüce olmak,galipolmak,el bulmak,düşmana fırsat ve galebe edip vurmak,zapt etmek,basmak,kaplamakإِسْتَوْلَي : إِسْتِيْلاَءً عَلَي
elden ele gezdirmek,tartışmak,elden ele gezdirmek,dermeyan etmek,dolaştırmak,dolandırmak,dolandırmak,tartışmak,müdavele etmek,gezdirmek,maniple etmek,maniplasyonمُدَاوَلةٌ (ج) مُدَاوَلاَتٌ
pazarlık,paket,bağlantı,anlaşma,el ele vurmak ve pazarlık ederken elleşmek,mukavele,iş,sözleşme,akit,anlaşma,mukavele,işpaket,anlaşma,el ele vurmak ve pazarlık ederken elleşmekصَفْقَةٌ (ج) صَفَقَاتٌ
el eleيدا بيد
birbirine el uzatıp itişmek ve tutuşmakتَبَاوَشَ : تَبَاوُشاً
tutuşmak,birbirine yapışmak,sıkışıklık,tıknazlık,yoğunluk,kavuşma,bağlılık,kenetleşmeتَمَاسُكٌ
alışverişte karar vererek el ele tutuşmak,birbirine alıp vermek,satışmakتَبَايَعَ : تَبَايُعاً
birbirine müsavi ve müşabih olmak,birbirine benzemek,birbirine bila kesir taksim kabul etmekتَماثَلَ : تَمَاثُلاً
kışkırtmak,tahrik etmek,biribirine düşürmek,kışkırtıp birbirine düşürmek,kışkırtmak,köpekleri birbirinin üzerine sürmek,dalaştırmak,birbirine bırakmak,aralarını açmak,tahrik etmek,birbirine düşürmek,kışkırtmak,birbirine bırakmak,aralarını açmak,kışkırtıp birbirine düşürmek,halkı ve sair hayvanı birbirine tutuşturup kındırmakهَرَّشَ : تَهْرِيشاً مِنْ
cıvıldamak,avaz etmek,çığıltı etmek,gürültü koparmak,birbirine çağrışmak,bağrışmak,hayvanların sesleri birbirine karışmak,deniz dalgası birbirine çarpışmak,vuruşmakإِصْطَخَبَ : إِصْطِخَاباً
çakmak ateş çıkarmak,ateş tutuşmak,alevlenmek,ateş tutuşmak,ateş parlamak,yara içini bozmak,birinin akciğerine vurmak,tıknaz olmak,gizlemek,saklamak,birikmek,gizlenmek,saklanmak ,gizlemek,saklamak,birikmekوَرِيَ ـِـ وَرْياً و وُرْياً و رِيَةً و رُيّاً
ekin kuvvetlenip birbirine sarmaştı,ekin birbirine sarmaşıp güçlendi,birbirine girip sardıآزَرَ الزَّرْعُ يُؤَازِرُ مُؤَازَرَةً بَعْضُهُ بَعْضاً : إِلْتَفَّ و إِشْتَدَّ
eşleşmek,eş etmek,çiftleşmek,bir birine eş olmak,çift olmak,nikah ile birbirine karı ve koca olmak,nikahla evlenmek,tehhül etmek,bir yee cem olmak,toplanmak,birbirine karışmak,birbirine yaklaşmak,birbirinden alıp vermek,birbirine benzemekإِزْدَوَجَ : إِزْدِوَاجاً
birbirine karışıp sayımı mümkün olmamak,bulanmak,bulanık olmak,gece gayet karanlık olmak,pek kararmak,savaşçılar birbirine karışmak,gelip gitmek,dönmek,çoğalmak,yağmur şiddetlenmek,askerler savaşta birbirine karışmak,yel toz getirmek,bir şey öoğalıp kalabإِعْتَكَرَ : إِعتِكَاراً
kavim birbirine sığınıp toplandılar,birbirine katıldılar,bir araya geldilerتَآوَي القَوْمُ :أَوَي بَعْضُهُمْ إِلَي بَعْضٍ و إِنْضَمُّوا
ağaçları birbirine geçirmek,gürletmek,karıştırmak,birbirine düşürmek,ifsat etmekأَشَّبَ : تَأِْشيباً بَيْنَ ، هُ
kavim,asker savaşta birbirine karşı yakın geldi,birbirine yaklaştılarتَأَزَ القَوْمُ فِي الحَرْبِ : قَرُبَ بَعْضُهُمْ مِنْ بَعْضٍ
birbirine uymak,birbirine uygun olmak,uyum,tevafuk,,kombinasyon,uzlaşmaتَوَافُقٌ
birbirine sözle atışmak,birbirine söz döndürmek,karşılıklı konuşmakنَاقَرَ : مُنَاقَرَةً
bir şeyin tümünü alıp süpürmek,silmek,alıp götürmek,kaldırmak,kürümekإِكْتَسَحَ : إِكْتِسَاحاً
alıp vermek,alıp retetmk,tartışmak,münakaşa etmekأَخْذٌ وَ رَدٌّ
satan,satıcı,alıp veren,satın alan,müşteri,alıp satmakta pek uz ve mahir olan kimseadımı seyrek atan atبَيِّعٌ ، بَائِعٌ ، مُشْتَرِي ، مَاهِرٌ حَاذِقٌ فِي البَيْعِ ، البَعِيدُ الخَطْوِ
koparmak,çekip almak,sökmek,çıkarmak,sökülmek,yerinden sökülüp çıkmak,alıp kapmak,çekip çıkarmak,alıp götürmek, soymak, uzaklaştırmakإِنْتَزَعَ : إِنْتِزَاعاً مِنْ ، هُ
soymak,almak,sökmek,çekip çıkarmak,alıp götürmek,uzaklaştırmak,kapmak,çekmek,kopup çıkmak,koparmak,koparılmak,yerinden sökülüp çıkmak,alıp kapmak,çekilmek,sökülmek,atmak,vaz geçmekإِنْتَزَعَ : إِنْتِزَاعاً مِنْ ، هُ
hamal,barkeş,yükü alıp götüren,yük ve bar nakline istihdam olunan kimse,taşıyıcı,sırtında yük taşıyan,yükü alıp götürenحَمَّالٌ
herkesi alıp götüren ölüm,önüne geleni sürükleyen sel,afet,ölüm,herşeyi alıp götüren,süpüren sel,hazımsızlıktan ve midenin bozulmasında gelen,ishal,yürek sürmesiجُحَافٌ : سَيْلٌ : آفَةٌ : مَوْتٌو يقال موت جُحَافٌ و سيل جُحَاف
bir kimse yiyeceğini yiyeceklerden bir neve mahsus kılmak,bir şeyi alıp yemek,cima etmek,taşaklar çıkıp uykluk arkalarına vurup gevşemek,bir şeyi alıp yemekدَوْقَلَ : دَوْقَلَةً و دِيْقَالاً
şerri,kılıcı koltukladı,koltuğuna aldı,Sabit Bin Cabir namındaki kişi kılıcını alıp evinden çıkmıştı bir adam annesine sordu annesi bilmiyorum şerri yani kılıcını koltuğuna alıp çıktı dedi bundan böyle Sabit Bin Cabir bu isimle anıldıتَأَبَّطَ شَرّاً
alıp vermek,verişmek,sataşıp meşgul olmak,ayak parmakları üzerine basıp ellerini kaldırmak,ele almak,işlem görmek,el uzatıp almak ve bir şeyi elden ele gezdirmek, alıp vermek, verişmek, birbirine vermek, kullanmak,almak ve bir şeyi elden ele gezdirmek,alıp vermek,verişmek,birbirine vermek,kullanmak,sataşıp meşgul olmakتَعَاطَي : تَعَاطِياً
soluk almak,nefes almak,solunmak,nefes alıp vermek,soluk alıp vermek,dinlenmek,teneffüs etmek,yorgunluk atlatmak,tan yeri ağarmak,yorgunluk almak,rahat etmek,yel güzel güzel esmek,yay çatlamak,sabah yeri açılıp aydınlamak,koku yayılmakتَنَفَّسَ : تَنَفُّساً فِي و فِي القُرْآنِ الكَرِيمِ
bir şeyi koltuklamak,kucaklamak,koltuğuna almak,koltuk altıda götürmek,kotluklamak,ihram veya peştemali sağ koltuğun altından dolaştırıp sol omuzun üstüne atmak,birini himaye altına almak,koltukta taşımak,kadın çocuğunun bakım ve terbiyesini üzerine almak,kucaklamak,şal ve benzeri giysinin ucunu sağ koltuğu altından alıp sol omuzuna atmak,çocuğu kucağına alıp terbiye etmek,büyütmekتَأَبَّطَ : تَأَبُّطاً
alıp satmakتجر ، تجارة
alıp yürüdüأخذ نفسه و مشي أي إنطلق
alıp verdiأَخَذَ و أَعْطَي
alışverişte karar vererek el ele tutuşmak,birbirine alıp vermek,satışmakتَبَايَعَ : تَبَايُعاً
satışmakمبايعة مع ، تبايع
iki kişi biribiriyle alım satım etmek,satışmak,satılan malبِيَاعٌ (ج) بِيَاعَاتٌ : مُبَايَعَةٌ ، السِّلْعَةُ الّتِي تُبَاعُ
izin,destur vermek,müsaade etmek,ruhsat vermek,cevaz vermek,icazet vermek,ödül vermek,caiz kılmak,destur vermek,mükafaat vermek,sudan,geçmek,geçirmek,uygulamak,icra ve infaz etmek,yerine getirmekأَجَازَ : إِجَازَةً ، هُ
izin vermek,müsaade etmek,ruhsat vermek,cevaz vermek,icazet vermek,ödül vermekأَجَازَ : إِجَازَةً ، هُ
sürgü çekmek,ödünç vermek,avans vermek,borca vermek,borç para vermek,peşin akçe vermek,selem alışverişini yapmak,malı sonra teslim almak üzere bedelini vermek,yerin alçağını ve yükseğini düzeltip beraber etmek,kadın kırkbeş yaşını geçmek أَسْلَفَ : إِسْلاَفاً إِلَي ، فِي ، هُ
birine eziyet vermek,yormak,meşakkat vermek,zahmete düşürmek,bir kimseden sıkıntıyı def etmek,incitmek,acıtmak,sıkıntı vermek,zahmet vermek,eziyet vermekبَرَّحَ : تَبْرِيحاً بِ ، عَنْ ، هُ
ödünç vermek,eğreti olarak vermek,peşin,avans vermek,kredi vermekسَلَّفَ : تَسْلِيفاً
eğreti ve emanet vermek,ödünç vermek,ariyet vermek,geçici olarak bir şey vermek,atı semirtmek,çeşmenin suyuazalıncaya dek toprakla basıp gömmekأَعَارَ : إِعَارَةً و عَارَةً مِنْ ، هُ
yemiş vermek,meyve vermek,fayda vermek,mahsül vermek,yayık tulumunun üzeri köpüklenmek ve kabarcıklanmak ve sirkelenip yağı belirmekإِثْمَارٌ (ج) إِثْمَارَاتٌ : إِنْتَاجُ الثَّمَرِ
birbirine satmak,alım satım etmek,birbiriyle alış veriş etmek,satmak,satışmakتَبَايَعَ : تَبَايُعاً
birbirine satmak,alım satım etmek,birbiriyle alış veriş etmek,satmak,satışmakتَبَأيَعَ : تَبَأيُعاً
sevaplandırmak,ivaz vermek,karşılık vermek,ecir ve ceza ve mesubet vermek,sevap vermekإِثابَةٌ (ج) إِثَابَاتٌ
mükafat ve karşılığını vermek,sevaplandırmak,ivaz vermek,ecir ve ceza ve mesubet vermek,sevap vermek,iade etmek,havuzu doldurmakأَثَابَ : إِثَابَةً ، هُ
yetki vermek,hatunu mehirsiz evlendirmek,bir işi Allaha havale etmek,ihale ve sipariş etmek,hatun,karıyı mihirsiz,başlıksız almak,vekalet vermek,izin vermek,ruhsat vermek,ısmarlamakفَوَّضَ : تَفْوِيضاً ، هًُ
Bilgilendirme
Sitemize yen kelimeler ve yeni diller Arapça Türkçe Türkçe Arapça, Arapça-Arapça Farsça Arapça,İngilizce,Arapça Endonezyaca Arapça dilleri eklenerek güncelleştirilmiştir إن موقعنا تم تحديثه بعد أن أضفنا إليه الكلمات الجديدة و القواميس الجديدية مثل قاموس عربي عربي و قاموس تركي عربي و عربي تركي و فارسي عربي و إنجليزي عربي و أندونوسي عربي و سوف نقوم بتحديثه كل ستة شهور مرة إن شاء الله
Paylaş
Elmawarid
Benzer Terimler
ElmaWarid